24 Kasım 2013 Pazar

Hikayenin Sarhoşu…

Başım dönüyor ve içimdekini akıtmaya hazırım, dedim. Ve aklımda hikaye. Ona söylemek istediklerim, söyleme cesareti bulamadıklarım. Bak hepsi burada, dedim.

Olmaz, dedi. Aklın yerinde değil. Ağzını bile açma.

Güldüm. Pis bir gülüştü. Anladı. Bakışları uyarı işaretleri ile dolu, gözlerini gözlerime dikti.

Bakma öyle Benedictus’cum, dedim. Şimdi diyemezsem hiç diyemeyeceğim.
Aklını başına al, dedi Benedictus.  Şimdi söylersen, gerçekte hiç söylememiş gibi olacaksın.

Bir süre bakıştık. Ya da ben öyle sanıyorum. Sabit bir noktaya bakma konusunda yeterli olduğumdan emin değildim ve ağzımda kontrol edemediğim bir gülüş kıpırdanıyordu.

Nedenmiş, dedim. Nedenmiş diyebilmek o esnada bana anlamlı göründüğünden, içten içe neden olduğunu biliyordum.
Biliyorsun neden, dedi.

Ama, dedim. Söylemeliyim. Söylememekle büyük bir hata yaptığımı bilmesi lazım.
Benedictus güldü. Biliyor zaten, dedi.

Biliyor mu, diye sordum.
Biliyor ya dedi. O hatayı sevip okşuyor gün ve gece boyu.

Nereden biliyorsun, dedim inanmazlıkla.

Kim olsa öyle yapar, dedi. Sesindeki güvene inanmak istiyordum. Buna inanmayı çok istiyordum. Nikbin bir gülüş peyda oldu yüzümde. Gereğinden çok büyüyerek, yayıldı. Önce yüzüme. Ardından kalbime….

Mey 


                                                Shirin Neshat