26 Kasım 2013 Salı

Bulunmuş Mektuplar / Rüya...

Bir çanta dolusu mektubun çıkagelmesi mucizeviydi. Elimi sokup birkaç tanesini çıkarınca gördüm hiç açılmamış olduklarını. Farklı isim ve adreslere gönderilmiş veya gönderilmemiş – hala emin değilim hangisi olduğundan –  onlarca mektup. Elime gelen ilk zarfı, hakkım olmadığını bilerek, açtığımda düzgün bir el yazısıyla özenle yazılmış birkaç satırın çantanın sahibini arama fikrini hiçlediğini itiraf ederim. Çantayı kaptığım gibi eve koştum. Kim vazgeçebilirdi ki o kime ve kimin tarafından yazıldığı belirsiz birkaç cümlenin verdiği büyülü hazzı…

birkaç aydır sık gördüğüm bir rüya var. bu sabah yine aynı rüyaya uyandım. bir yazımda ucundan kıyısından, azıcık söz etmiştim bu rüyadan daha önce. edebiyat yapmadan anlatmaya çalışacağım; gerçi huylu huyundan vazgeçmez ya, yapmamayı deneyeceğim en azından:

ormandayız, yürüyoruz. henüz olmamış ama sabah yakın. tan vakti mi derler, öyle bir zaman işte. gideceğimiz yeri sadece birimiz biliyor, muhtemelen sensin o. yüksek ağaçlarla çevriliyiz ve yabancısı olduğumuz çok fazla ses var. insan yaratısı olmayan varlıkların seslerine yabancılıktan ürküyor gibiyim. çok şeyden ürküyorum aslında, en çok da bunun bir rüya olabileceği olasılığından sanırım. rüya bazen hoşluk yapıyor elini tutmuş oluyorum, kimi zamanda hızla yürümekte olan sana yetişmeye çalışıyorum soluk soluğa. sonunda içimizden biri, diğerini götüren hangimizse, " geldik" diyor. hafif bir tümseğin üzerindeyiz ve o tümseğe yüzü koyun uzandığında hemen aşağıdaki küçük göleti görebiliyoruz. sessiz olmamız gerektiğini biliyoruz ve henüz vaktin gelmediğini. konuşmadan olabileceğimiz kadar sessiz olacağımızın sözünü veriyoruz birbirimize. bekliyoruz. defalarca izlediğin filmin can alıcı sahnesini ilk kezmişçesine heyecanla bekliyorum. günün ışıma anıyla aynı anda gerçekleşiyor. yüzlerce; büyüklü küçüklü, türlü renkli kelebek aynı anda suyun üstüne konuyorlar. kanatlarını açarak bir an duruyorlar orada öylece. sen dönüp " su içiyorlar" diyorsun. ben başımı sallıyorum. bu yetmiyor sana, altını çizmekte ısrarlısın. " öyle susamışlar ki." diye ekliyorsun. gözlerimizi alamadan izliyoruz o anı. sonra onlar birbirleriyle uyum halinde, suya konuşları gibi aynı anda hızla uçup gidecekler. " güzel mi" diye soruyorsun. kelebeklerin yükselişine bakıp tuttuğum soluğu bırakıyorum. dönüp sana bakıyorum. güzel mi, sorusuna cevap vermek yerine, yüzümü boynuna gömüyorum.
günaydın canım…

Mektubu yavaşça zarfına yerleştirip, zarfıyla birlikte yırtıp atıyorum. Hırsla…


Mey