10 Aralık 2017 Pazar

Kendimize Dair

Nahoş bir sakınımdı,
kendimizi - sözümüze mukayyet olalım - tutmak.

Bakışınız, derdi bir dilenci. O, yangın gözlü
bakışınız.
Bir bardak su vermez misiniz?

Kışkırtıcı bir duyumdu,
kendimizde - kendimiz yerin dibine batsın - sırrı
parlatmak.

Susuyorsunuz, derdi o arsız dilenci. Susuşunuz
sığ suda boğulmak.
Bir el uzatmaz mısınız?

Ve yine;
daraltılmış bir oluştu kaygımız,
kendimizin - kendimizin canı cehenneme - suflörü
hevesli belleğimizden çok çektik.

Konuşuyorsunuz, derdi haddini aşmış dilenci. Alev
sözlü ağzınız.
Gülüşünüzle soğutmaz mısınız?

Yalın olandan çekinirdik,
kendimizi - kendimizsiz kalasıya ve durmaksızın - süslerdik.

Görünmüyorsunuz, derdi bunalmışlığımızın dilencisi.
Yüzünüzü göğsüme gömmez misiniz?

Ve bi'de;
marazlı arzunun gölgesiydik. Kendimize - beter olsun kendimiz - birkaç beden büyük
varlığımızı sürükledik.

Islaksınız, derdi fütursuz dilenci. Aynı ırmaklara bu kaçıncı girmekliğiniz?
Artık gider misiniz?


Mey





3 Aralık 2017 Pazar

Şarkının Geçişi

Yüzündeki ifadeyi görünce sustum.
Sustum, sordum, güldüm sonra: Ne var?
Güldü o da. Söylemeyecek gibiydi.
Israra hazırlandığımı görünce, tamam der gibi baktı. Nefeslendi.
Biz de, dedi nice sonra. Hüzünlüyüm demezler.
Ne derler, diye atılıverdi sabırsızlığım. Utanmış gibiydi bakışı. Başını çevirdi.
Bizde, dedi sonunda. Bizde, başımdan bir şarkı geçti derler.
O birasına yumuldu, ben eski bir şarkıyı kovaladım. Hüzün bildiğini okudu.


Mey



23 Kasım 2017 Perşembe

Güzde Yüzün

Ahı alınmış
bir mevsimin uğultusu: Kızıl ve düşkün
yerin yüzünde.
Biraz yaprak, çokça rüzgar.
Döneniyor, deviniyor;
vurulup vuruyor.
Biraz ses, çokça keder.
İzliyorsun - sus -,
dinliyorsun - pus - Görüyorsun: hırçın bir tutku.
Ahı içinde kalmış bir yürüyüşü çiziyor, biliyorsun. Senin yüzüne.


Mey



10 Kasım 2017 Cuma

Günde ve Gecede

Gece uzuyor. Ve rüzgar, inildeyen bir köpek.
korkmuyorum.
Ağırlaşan göz kapaklarıma yaslanıp,
köpeğin açılmış ağzına bakıyorum.
Ne ışık
ne karanlık. Belki dipsiz bir hikaye.
Sen, ilerleyen güne sarılacaksın, hikaye başını alıp kendi bildiği yöne giderken.
Oysa elini uzatsan okşarsın köpeğin başını. Kızıl bir yaprak düşer yere,
eğilip alamazsın.
Gece sürünüyor. Ve rüzgar, oynaşmaya meyilli bir enik şimdi.
Korkma.
Sen hikayelerimi sev,
ben seni uyuyayım.


Mey






7 Kasım 2017 Salı

DUYUSAL ESARET ÖYKÜLERİ

 Yüksek sesle susuşun dedirttikleri…

I

neyin var, diye sordu yakındaki.
naçar bakışlı duraksadı önce. ve sonra dedi ki ;
gözlerimi onun söz’lerinden ayıramıyorum.

II
yüzündeki çizgilere utangaç bir tebessümle eşlik eden bakışın,
eşsiz bir yorgunluğun resmi gibi. zihnime mıhlanan. git!
 
III
zihninin orta yerinde, mani olunamaz serpilişiyle büyüyene bakakalmışlığının,
yaşayan bir şeye şaşırmalarının bitmeyecek gibi görünmesinin ruhuna saldığı: korkmuş mut. az daha sus !
 
IV
gözünü dikip bakmak o'na. bakışlarını başka varlıkların üzerinde dolandırıp dururken. gözünü dikip o'na bakmak. içinden, sadece içinden bakmak. dipsiz.
 
Son.

sesi, dili, söz'ü
yok gibiydi. göz'ü diyorum, zihnimdeki o deli göz'ü.
kendini yummadan az önce, " ne kadar azap eylediysek affola!" dememiş olsaydı.
yok gibiydi...      
 MEY


1 Kasım 2017 Çarşamba

Rüzgar / haiku

Kimseye gönül indirmeyecek
rüzgarlar esiyor. Başımda, başıma. Kimseye yar olmayacak o rüzgar.
Yaprağa ne de buluta. Esiyor. Bir tek başıma. Başımda.

Mey







30 Ekim 2017 Pazartesi

KAÇAK

Geceyi cılız sokak lamasının aydınlattığı ıssız sokaktan tok ayak sesleri geliyordu. Bitkin bir beden yorgun adımlar atıyor, elindeki çantayı sıkıca tutuyordu. Her an yere düşecek gibiydi. Tok sesler yavaşladı ve deniz mavisi gözler gözlerimde gezindi. İki saniyelik gezintinin ardından kavisli kaşlarını çattı etrafa bakındı. Çantasını diğer eline aldı. Terlemiş olan elini kadife ceketine sildi, durduğu apartman kapısının önünde bir süre oyalandı. Ceketinin cebinden şangırtıyla anahtarını çıkarttı. Boş sokakta yankılandı kilit sesi tıpkı bir çığlık gibi! Yorgun maviler son kez sokağı taradı. Son gücüyle içeri girdi. Evine girmişti artık güvendeydi! En azından öyle hissediyordu. Elindeki içi para dolu deri çantayı dolabına yerleştirdi. Biraz rahatlamaya ihtiyacı vardı. Salonunda duran eski şaraplardan birini özenle kadehe doldurdu. Sıcak bir duş aldı. Haklıydı yorgun adam güvendeydi. Şimdilik… soğuk yatağına girdi. Bugün çaldığı paraları düşündü, ardından komedinde duran bitmeyi bekleyen kitabına baktı. Elini uzattı kitabını açtı. Eskimiş sayfaların kokusu ona huzur veriyordu. Yazıların arasına kapandı maviler her şeyden habersiz… kapı sesine uyandı. Tedirgindi. Kimse onun kapısını çalmazdı ki! Ayağa fırladı. Kapısındaki küçük delikten bakmaya çalıştı. Kimse yoktu. Kapının açılma sesi, yerdeki zarfa uzandı. Kapısını kapattı iki kere kilitledi. Kapkaranlık odada pencereye ilerledi ucundan açtığı perdeden sızan güneş gözlerini kamaştırdı. Dar sokağı bir ipucu bulmak ister gibi taradı fakat her şey aynı görünüyordu. Yeni yeni alıştırdığı gözlerini karanlık odaya çevirdi. Perdeyi çekti kahverengi koltuğa gömüldü zarfı açtı. Dolma kalemle yazılmış saman kağıdını zarfın içinden çıkartı. Elleri titriyordu. El yazısıyla yazılmış kâğıdı okudukça tedirginliği artıyordu. Kâğıdı titreyen elleriyle zarfın içine geri koydu paraları sakladığı dolaba ilerledi ayakları atamıyordu. İşte korktuğu şey başına gelmişti. Paraları koyduğu çantayı aldı kadife ceketini geçiriverdi üstüne. Anahtarını alarak evden çıktı botlarının çıkardığı sert ses apartmanın duvarları arasında ilmek dokuyordu adeta. Asansörün geldiğini bildiren ses ardından gürültüyle açılan kapılar… zemin kata bastı ve cebindeki özensizce katlanmış peçeteyle alnındaki boncuk boncuk olan ter damlalarını sildi. Nasıl bir işin içindeydi böyle! Asansörün kapısı açıldığında önce etrafa bakındı yavaşça dışarı çıktı. Dünkü yorgun ve umursamaz adam şimdi fazla tedirgindi. Sokağın başına geldiğinde bir taksi durdurdu şehrin dışındaki uçuruma sürmesini rica etti şoförden. Elindeki çantayı yine sıkı sıkı tutuyordu. Cebindeki son parayı taksiciye verdi. Uçuruma yaklaştı aşağıdaki deniz çok güzel görünüyordu. Dalgalar kayalara çıktığında çıkan ses tek kelime ile harikaydı. Para dolu çantayı açtı kayalıklara doğru çevirdi çantayı. Paralar rüzgârın etkisiyle dans ederek uçurumdan aşağı süzülüyordu.  Bu para onların olmamalıydı. Biraz orada oturdu. Kayalıklardan gelen sesle huzur buldu. Peşini bırakmayacaklardı. Ama o çözüm yolunu çoktan bulmuştu. Rahat bir uyku çekecekti bedeni toprağın altında rahat edecekti. O buna inanıyordu. Sonunda her şeyden kurtulacak sessizliğe kavuşacaktı. Tedirgin olmayacaktı. Son bir kez mırıldandı;

“Affet beni kızım, affet!”  kayalıklarla birleşen ölü bir beden yeni bir günün olmayacağını simgeliyordu. Her şey bitmişti artık huzurluydu. O artık rahattı.

Ada Melekoğlu