22 Şubat 2017 Çarşamba

Kozasında Söz...

Utangaçtı besbelli.
Kelebek hafifliği alacak. Şimdi tırtıl hepten.
Kondu mu yerleşti mi, bilmem.
Boğazımda boğum, öylece.
Bir düşü örer,
gerçekliği söker. Sökülmüşün örgü tuttuğu nerede görülmüş, diye sızlanır bazen.
Sonra bir inat, sızısını ekler
ördüğüne de söktüğüne de. Gülümser derken. Endişe etme, der. Sökebilen örebilir de. Peki, derim gözlerime inen uykunun mahmurluğunu katıp gülüşüme. Peki. Peki. Peki.
O, siper alınmış - yalandan -  gevezeliğimin saçlarını okşarken;
ben, derince, uyurum...


Mey





17 Şubat 2017 Cuma

Açıklık...

                                                 " açıklık kendini yok ediyor."

Sen içermeyen düşüncenin
dingininde,
ben'siz bir cevap yürüyor usulca.
Anlıyorum.
Anlıyor ve hak veriyorum.
Olmayışımıza.


Mey



28 Ocak 2017 Cumartesi

Ara...

Çözülüp dağıtılan
bir şeyin imgesine bağlanan
zihnin ipi
kop-
tu.
Uzantısız düğüme tutunup,
ara verdin. kendine.
Biraz uyu,
biraz düş-
ünme- çünkü,
çözülüp dağıtılan
bir şeyin imgesine vurgun
kalbin ipi
sağ-
lam. Yine de,
ara verdin. kendine. Şimdi uyu!

Mey



20 Ocak 2017 Cuma

Dipte...

Yabancı, çok yabancı ama,  bir dipti;
unutuşun ve anımsayışın sarkacında parmak uçlarına değen.
O, bilir gibiydi; senin sıcağının kendi soğuğuna temasındaki aşinalığı.
Şaşalamışsın. Soğuk üstelik.
Gönül koyuyorsun belleğine. Soğuk lav altında, tam orada, kaynıyor.
Anımsayış aşağı,
unutuş yukarı.
İn,
çık.
İn,
çık.
Unutuş'un in'i,
anımsayışın'ın çıkını.
Kudurmuştan beter ayaklarının tutkulu parmakları.
Biraz aşağı,
biraz yukarı.
Yabancı, epeyce yabancı ama, bir dibin yorulmazlığına uydurup bedenini;
in,
çık.
İn,
çık.
Anımsayış'ın o eşsiz in'i,
bir de unutuş'un yalancı çıkın'ı. İçinin sıcağı soğuk lavda parlıyor.
 O yabancı, hepten yabancı ama, dipte;
unutuş ayna,
anımsayış sır çünkü...


Mey




13 Ocak 2017 Cuma

Edememezlik...

söylemek ya da hepten susmak mümkünken, mırıldanışlarımı sağa sola savur(uyorum)dum. durdum. dum. um. um(uyorum)dum. gör(üyorum)düm ki, sözcükler yeterince, yetkince, gönlümce susm(uyor)ayacakları gibi, söylem(iyor)eyecekler. hiç. böyle.

mey





12 Ocak 2017 Perşembe

Hikaye'nin Hayaleti...

Süzülüyor,
bilenmiş tırnaklarını
usulca değdire değdire,
kalp evimizin etine.
Sızıyı görmezden gelmenin olanağını arar gibi yapıyoruz;
bulabildiğimiz tüm " başka "nın içinde.
Epeyce gönülsüz, az da ürkek sesimiz. Mırıldanıyoruz:
Bir zaman güzel'di.
Batma şiddetli. Tırnak eti yırtıyor. Anlıyoruz karşılığını.


Hala güzel'im, diyor belli ki.
Hiç kadar.

Sesi, korkak kalbin gümbürtüsüne karışıyor...



Mey


30 Aralık 2016 Cuma

Suyun Ah'ı...

Hoşnutsuzluğun kışının,
buza kestiği ellerine baka baka yitirdi. İnancını.
Gün olup da açacak güneşin sıcağının beklentisine yüz çevirip,
karar verdi: İnsan, kötülük!
Aldığına, verdiğine;
sevdim dediğine, sevmediğine,
yaşayana ve yaşatana.
Yatağına inanmadığından akmıyor.
Çünkü insan, hastalık hem de. Biliyor bunu artık.
yormaya ve yorulmaya;
ölmeye ve öldürmeye teşne bir varoluşun kirini geçtiği yere yayışından belli, diye anlatıyor.
Artık hiçbir yangına ' su ' olmazlığını  böyle anlıyoruz.
Kimin tutuşturduğu önemsiz o alaz, etimizi dağlarken sesimizi çıkarmıyoruz...


Mey