19 Mart 2017 Pazar

Yüz /Haiku

imgesi solmuş
bir yüz. aynada.
suç. biraz da utanç.
içten yalan, dıştan düpedüz yalan.
hayret! gülebiliyor.

Mey



16 Mart 2017 Perşembe

“ Başkasının İzi “

                                       “ Sevmek, yabancıya açılan kapı önünde yetersiz kalmaktır. “

Bakındı. Göremeyince ters giden bir şeylerin varlığını düşünmek kaçınılmaz oldu. Ne olmuş olabilir? Merak gelip içine oturdu. Bu, güne ilişkin planlarının suya düşmesi demekti. Çünkü merak, işgalcidir; kendisi dışındakinin hüküm sürmesine izin vermez. Kime sorabilirim? Bir iki isim düşündü. Aklı yatmadı hiçbirine. Kimseye malzeme vermenin alemi yok, dedi. Sorup soruşturmadan anlamanın yolu varsa, onu bulup çıkarması gerekiyordu.

Geçmişe uzanacak gibi oldu; faydasız yolculuklardan yorgunluğu düştü aklına. Tam zamanında. Yakasını geçmişe kaptırmak işten değildi, biliyordu. Zihnin şimdiden kopmaya meyli bir yana; geçmişin benzersiz ve yinelenmez hazzının tadı – ne denli bastırmaya çabalasa da – çok canlı. Bunlara bulaşma şimdi diye uyardı kendini. Usluluğuna şaşacak gibi oldu. Sonra merakın gücünü anımsadı. Tam o anda olup biteni anlama arzusu, geçmişe zihinsel yolculuktan çekici gelmiş olmalıydı.

Bilmenin ilk adımı varsaymaktan geçiyordu. Olana dair varsayımlar üretir; ardından, ürettiğinin gerçeklikle uygunluğunu test ederdin. Birden fazla varsayıma sahip olmak yeğdi. Yanlışladığını temizlerdin zihninden ve sağlam adımlarla muhtemel doğruya ilerlerdin. Merakı dizginlemenin yolu buydu. O, bir sakinlesin nasılsa doyurmanın yolu da bulunurdu.

Merakın gerisinde yatan duyguya dokunma niyeti yoktu. O kadar cesur değilsin, diye mırıldandı. Aynı gün içinde ikinci uyarısı kendine. Gereksiz değil hiç değilse. Bu yüzden kabullenebilir.

Merakın gerisindekine bulaşmıyoruz; varsayımlarımızı oluşturuyor, tutarsızlığa düşmeden anlamayı mümkün kılacak bir yol haritası oluşturuyoruz.

Peki sonra?

Anlamakla yetinip yetinmeyeceği sorunu yüzleşmeyi tercih etmeyeceği bir mesele şu noktada. İleri gidebilir miyim? Gider. Biliyor kendini. Sonucu veya sonuçları hesaba katmadan koşar adım üstelik. Durdurmalı mı kendini?

Durmak, durmaya çalışmak kendini koruma altına alma güdüsünün dışavurumu.  Söz dinlerliği içini parçalıyor. Kalkıp çay koyuyor.  Etrafına bakıp, kendine iş yaratmaya çalışıyor. Kısa sürüyor evdeki dağınıklığı toparlamak. O arada çay demleniyor. Okusa ya da zamanı meşgul edecek bir dizi izlese. İnanmasa da işe yarayacağına, deneyecek. Okurken, okuduğunu aşıp düşüncenin istenmeyen kıyılarına geçmek mümkün. Bile bile alıyor kitabı eline. Beş, bilemedin on dakika sonra pes edecek. Ekranda oynayan dizi kendiliğinden ulaşacak bölüm sonuna. Elimden geleni yaptım diyecek nihayetinde. Durabilsem, dururdum.

Merak durulmadı bu sırada oysa. Kendini azdırmaya, azdırıp büyültmeye yeteneği çok. Açım, çok aç der gibi itekliyor zihnini. İnsanın teslimiyetten utanmayacağı durumlar var, farkında bunun. Mücadelenin sonuç vermeyeceği bilgisinden değil teslimiyet, arzunun saflığından. Pür istek teslim alır. Şiddetiyle sarmalar ve zorlar. Arzunun nesnesi önemsizleşir, seni düşüreceği durumlar tehlikesiz görünür, nasılsa ayakta kalırım güvenini körükler ve tırmanışı kolay kılar.

Çayın altını kapattı. Uzanmalı diye düşündü. Mekâna dikey durmak fazladan güç gerektiriyor çünkü. Gidip kanepeye uzanıyor. Varsayımları bir bir geçiriyor aklından. Her biri bunca güçlü ve kötümser olmak durumunda mı, sorusu aklında yetersizliğine yanıyor içten içe. Gözlerine inen uykuyu pes ediş diye yorumlamıyor bir yandan. İzin veriyor uykunun arzusuna rüyadan medet umduğundan.

Kapı önünde. Kapı geçitsiz, yetmeyiş tanıdık. En azından sevebiliyor. Eli, başkasının bıraktığı o izin üstünde bunu geçiriyor içinden. En azından sevebiliyorum. Bir süre uyanmasam da olur, diyor diğer tarafına dönerken. Kapı önünde. Hala…

Mey





14 Mart 2017 Salı

En Güzeli...

Öleyazmış hayvan.
Soluğu sıkça. Tenimde atıyor, mecali yitik göğsü.
Elimi üstüne -
     itebildiğimce etimi -
örtüyor, usulca sesleniyorum: bir şiirden çalmıştım seni, bir öyküye gömeceğim.
İnliyor mu,
gülüyor mu? Belirsiz.
Sonra birden, uzanıp kalbin çeperinden öpüyor.
Gülüş sarıyor ağzımı,
ve diyorum: öykü az daha beklesin!

Mey






12 Mart 2017 Pazar

Kütüphane Yolunda…

Gecede açılacaktı. Gökyüzü açık olacak; parlayan yıldızlar başını kaldıranı kendine çekecekti. Hafif bir esinti de olsa fena olmaz, diye düşünmüştü. Esenin bir adı olmalı mı, sorusu aklından geçmiş- misal, meltem – kararsız kalmıştı. Ağaçların yeşile vurmuş yapraklarını hafifçe titretse yeterdi. Şu duvarın dibinden acelesine zıt bir hızla süzülen kedi de olmalıydı mutlaka. Cabbar bir tekir muhtemelen. Bekledi. Kurguya yakışır bir gece ha bugün oldu ha yarın derken bir hafta geçti. Umudu kırılır gibi olduysa da umut dibe çektiğinde, onu çoğaltmak gibi kimseye sezdirmediği bir yeteneği vardı. İlla gece olacak diye bir şey yok, fikri yılgınlık kapıda belirmeye başladığında imdat oldu. Güneşli bir öğleden sonra da pekâlâ iş görür dedi.  Geceye ilişkin beklentisinde fazlaca bir şey değiştirmedi, alabildiğine mavi gökyüzü ekleyiverdi listesine. Kedi tekir olmalı’da ısrarcıydı. Esintiden de taviz verecek değildi. Güneş ve mavi. O kadar. Birkaç gün bekleyebilirdi istediği gibi bir öğleden sonrayı. Geceden vazgeçtiği, olabildiğince mavi bir gökyüzüne kendini ikna ettiği anda başlayan yağmurlar, on gün boyunca sürünce inadı tuttu. Yağmur olmaz, dedi. Yağmuru istemiyorum. Çiselese de göğü boşaltmaya niyetlenmiş gibi olsa da gönlüm kapalı yağmurlara. O zaman ne? O zaman, dedi. Masanın başından kalkıyorum. Kalktı. Alelacele giyindi. Çıktı. Ringe bindi, ondan inip yer altı trenine geçti. Treni boş görünce bir an durup oturacak bir yer beğendi. Oturdu. Karşı koltuklarda oturan, emekli olalı epeyce zaman geçmiş gibi görünen iki adama baktı. Memleket meselelerini konuşmaya dalıp gitmiş adamlar bakışlarının farkında olacak gibi değildiler.  Dinleyecek oldu. Memlekete duyduğu ilgiyi kaybedeli epey oluyordu. İnsan bir şeyden umudunu kesti miydi, umudu çabuk tüketene kör bakıyor, hatta bakmıyordu. Adam olmaz hikayeler ne köy ne kasaba olacak ilişkiler, anlamını bulunamayacak kadar derine gizlemiş oluşlar, duvarda sektirilip geri yakalamaya avuç açılan topları andıran duygular. Amaan’lar, boş ver’ler, nereye gideceğim’ler. Adamların alçalıp yükselen seslerinin açık ettiği heyecana baksa, belki, yaşadığı ülkenin gün geçtikçe insanı boğan, saçmaya dönüşmeye meyli ile aklın dengesini yitirmeye yüz tutan olup bitenine tekrar ilgi duyabilirdi. İçten bir aman yükseldi, kalbinden aklına doğru ilerledi. Bu arada trenin geçtiği duraklara dikkat etmediğinin farkına vardı. Nereye gidiyorum, sorusu o an düştü aklına. Düş kırıklığını avutmaya cevabıyla sırıttı. Düş’ün kırılmaya teşneliği aleni. Olmazlığından kırılganlığı. Yabancı, henüz okumadığı kitapların arasında olmak istediğini o anda fark etti. Dost kitabevi? Olmaz. Hem kalabalıktır hem de çok satanlar rafına bakmaya tahammülü yok. Bakma sen de, diyor kendine. Dayanamaz, bakar. Evrensel de olabilir ama orası da küçük, geleni gideni de çok. Mekânsal darlıkta insani çokluk. Yok çekemez. O anda aklına düştü, büyüdüğü sokağın iki yanını kaplayan yaşlı çınarlar ve onların gölgesine gizlenmiş halk kütüphanesi. Kızılay’da iner, oradan Kumrular’a geçerim, diye geçirdi içinden. Şansım varsa akşam üstü çınarları yuva bilmiş birkaç kumrunun ötüşüne denk gelirim. Günlerdir dinmeyen yağmurlara kızgınlığını unutur gibi oldu. İstemediğin kadar kitap, çocukluğunun gizlenme yeri, ilk gençliğinin mabedi. Trenin ineceği istasyona ulaşmak üzere olduğunu haber veren metalik sesi işitince kalkıp kapıya yanaştı. Ayaklarında bir sabırsızlık, içinde bir yöne sahip olmanın ferahlatıcı esintisi. Tıpkı, yazmayı kurduğu gecenin ya da güneşli öğle sonrasının esintisine benziyor. Dışımdaki dünyada eseceği gibi, diye geçirdi içinden. Kapı açılsa fırlayacak, sevinçle sarmalanmış bir enerjiyle olduğu yerde bir iki adım attı. Koşabilir de. Trenin durmasıyla kapının açılması arasında geçen sürenin, bu aniden gelen hareketi kaybetmesine neden olmasından korkmuyor değil. Hadi, hadi. Nihayet tren durdu. Kapı açılır açılmaz atıldı çıkışa. Önce merdivenler. Basamakları ikişer üçer geçecek. Yüzeye çıkmadan bir an için durup Güven Park çıkışını tayin edip, hızla oraya yönelecek. Sonra yine merdivenler. Hareketli olanı es geçip, basamakları tırmanmaya başlayacak. O esna da şarkı da gelmiş olacak. Geceyi beklemeye başladığında gelmişti ilkin. Gece gelmedikçe sinmiş, güneşli öğleden sonra fikriyle canlanır gibi olmuş, yağmurlar dinmedikçe etkisiz bir mırıltıya dönüşmüştü. Şimdi, Güven Park’ın yeşili görünür olur olmaz şarkının nakaratı, mırıltıyı üstünden atıp, ayakların coşkusuna denkleştiriyor kendini. Parkı geçip Kumrular’a döndü. Günün herhangi bir saatinde rastlanabilecek hareketlilikte sokak. Boşaltılan Devlet Mahallesinin beyaza boyalı duvarlarını seçiyor uzaktan. Büyüdüğü ev değil ama. O sokağın sonunda, Necati Bey caddesiyle kesiştiği noktada. Oraya kadar uzansam mı düşüncesi gelip geçti zihninden. Odasının sokağa bakan penceresinin önünden geçme, geçerken şimdi çok uzakta kalmış hatıraları geri çağırma fikri çekici gelmedi. Bir an önce kütüphaneye atmak istiyor kendini. Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi. İkinci Dünya savaşı sırasında Almanya’dan ülkeye gelen mimarın- Paul Bonatz – tasarlayıp inşa ettiği binanın ihtişamını anımsadı. Hızlan, dedi şarkıya. Ayakları söz dinledi. Birinci ve ikinci caddeyi hızla geçti. Geçerken eski yarenlerinin- çınarların – gövdelerine dokunmayı ihmal etmedi. Kütüphanenin önüne gelince durdu. Kiremit rengine boyanmış duvarlarına, gün ışığından olabildiğince faydalanmak için kılı kılına hesaplanarak yerleştirilmiş onlarca penceresine baktı. Bahçe kapısını itip giriş kapısına varmasını sağlayacak basamaklara yöneldi. Sokakta akan trafiğin uğultusu o anda azalmış gibiydi. Kapıyı açıp içeri girmek üzereyken dönüp geriye, sokağa baktığında fark etti: Yağmur dinmiş, şimdilik ışığı zayıf sayılabilecek güneş yüzünü göstermişti. Kütüphanenin bahçesindeki ıhlamurun yaprakları, üstlerinde birikmiş çiğ taneciklerini bırakırken yağmurdan arta kalmış esintiyle hafifçe titriyorlardı. Şarkının keyfine diyecek yoktu…


Mey








2 Mart 2017 Perşembe

Duyulur Dünyanın Gücüne Dair...

Duydum, dedim.
İnanmaz baktı. Bakışı gerekçelendirmeliydi: Uzaksın!
Fark etmez, demeliydim ben de bunun üzerine. Demedim.
Demedim, çünkü O, bilmeliydi:
Bütün sesler taşınır.
Rüzgarla,
şu yağmurlarla;
suskunun uğultusu,
kalbin grisiyle.
Bütün ama. Sesler.
Tam burada...

Mey






24 Şubat 2017 Cuma

XIAOQUAN

Giriş

Değerli Kurul Üyeleri;
İnsanoğlunu yavaş yavaş acı çektirerek tüketen bu acımasız dünyanın düzenine bir son vermek lazım. Bu dünya, hem yaşam kaynağımız hem de ölüm nedenimiz… Atmosferimiz sayesinde yaşayabiliyoruz ancak atmosferimiz yüzünden aklımızı, irademizi kaybediyoruz. Her şeyin bir iyi bir de kötü tarafı vardır. İnsanlara hayat veren şey aynı zaman da bu hayatı zehir edebilir hatta bu hayatı sonlandırabilir. Neden peki? Neden yaşam veren bu güzel atmosfer ve dünya , bu hayatı en güzel şekilde yaşamamıza izin vermiyor?
İnsanoğlu yıllar sonra belli gazlara karşı bağışıklık kazandı. Ancak bu bağışıklık gazlar tarafından zehirlenip yavaş yavaş ölen insanlarla aynı ortamda kalınırsa bir işe yaramıyordu. Onlar da akli dengelerini yitiriyordu.
Bu sorunu gidermek için dünya ülkeleri bir görüşme düzenledi. Bu felaketten kurtulmak amacıyla dünyayı iki ülkeye böldüler. “hastalıklı bölüm” ve “sağlıklı bölüm” olmak üzere iki bölge oluşturma fikri dünya ülkelerinin yöneticileri, yani dünya kurulu, tarafından onaylandı. Psikiyatristler, psikologlar, doktorlar, bilim adamları gaza karşı bağışıklığı olan ve olmayanları ayırmak için bir grup insan gözlemledi ve belli bir profil çıkarttılar.
Bu profile uyan herkes istisnasız ve itiraz etmelerine izin verilmeden hastalıklı bölümlere gönderildi. Aslında karantina altına alındılar. Ancak sayıları dünya nüfusunun çoğu olduğu için insanların tepkileri çok büyük önem taşıyor. Bu yüzden karantina bölgesine hastalıklı bölge demek insanların aşırı tepki vermelerini engelliyordu.
Geri kalanlar sağlıklı bölgedeler diye sağlıklı kalacaklarının tam bir garantisi yoktur. Sağlıklı bölgede doğan bir bebek eğer bağışıklı değil ise sağlıklı ve hastalıklı bölgelerin ortasında bulunan keşişlerin yaşadığı adaya gönderilir. Aynı şey hastalıklı bölgede yaşayan çocuklar için de geçerlidir. Eğer bağışıklı ise hemen keşişlere gönderiliyor ve sağlıklı bölgede bakıcı aileye verilir.
Buradaki keşişler ilk hastalığa karşı bağışıklığı olan kadın ve erkeğin soyundan gelenlerdir. Nasıl olduğu açıklanamasa da bu keşişler asla gazların etkisinde kalmazlar. Bu keşişler birkaç nesildir insanlara yardım etmeye yemin eden yardımsever insanlardır.  Bir süre bilim adamları keşişler üzerinde deney yapmak istese de dünya kurulunun iznini alamadılar. Kurula göre bu keşişleri rahatsız etmek ve yardımlarını engellemek olurdu. En iyi bilinen gerçek de eğer keşişler yardım etmeselerdi, sağlıklı insan olarak sadece keşişler kalacaktı ve diğer insanlar yirmili yaşlarına kadar normal yaşayıp büyümeleri bittiğinde akıl sağlıklarını kaybedip acı çekerek ölecekti.
Hastalıklı bölgede, nadir de olsa, bağışıklık kazanarak veya başka bir yöntemle mental hastalıklarından kurtularak sağlıklı bölgeye geçebilirler. Ancak bu şans onlara ancak 5 yılda bir geliyordu. Gönüllü psikiyatristler mental değerlendirme yapmak için sağlıklı bölgeye geçmek isteyenleri ziyaret edip değerlendirme yapıyorlardı. Sağlıklı bölgeye geçmek isteyenlerin sayısı her geçen gün artıyordu. Hastalıklı bölgede akıl sağlığı çok kötü olanlar seri katil olup çıkabiliyordu. Ülke düzeni de akıl sağlığı bozuk olanlar tarafından korunuyordu. En çok da yeni bir hastalığa karşı ilaç geliştirilmiş ise bu ilaç hastalıklı bölgedeki insanlar üzerinde yaşamsal ihtiyaçlar karşılığında deneniyordu. Çünkü dünya ülkeleri değerli sağlıklı insanlarını, hastalıklı insanlar için feda edemezlerdi. Kısacası hastalıklı bölge tam bir kaos ortamıydı.
O yüzden ben , XiaoQuan, yeni bir proje başlatıyorum. Ben ve takımım ayrıca bahsettiğim keşişlerdeniz. Biz  hastalıklı bölgedeki gönüllülerle diğer keşişlerin adalarına yakın bir adada,yani sağlıklı ve hastalıklı bölgelerin kesişim alanında, bir tesis açıyoruz. Bu tesiste hem akıl hastalıklarını tedavi etme hem de bu hastalığa neden olan etkeni bulma ve dünya birliğini tekrar sağlama yollarını araştıracağız. Geleceği daha güzel yapacağımıza inanıyor ve daha güzel yapacağımızı biliyorum. Bu tesise sağlıklı bölgenin en yetenekli bilim adamları, mühendisleri, doktorları, psikologları da yardım etmeyi kabul etti. Bu sayede hedefimizi gerçeğe dönüştürmek daha kısa sürecek.

  Saygılarımla,
 XiaoQuan













Bölüm 1
17 yıl 6 ay sonra…
Değerli Kurul Üyeleri;
17,5 yıl önce başlattığımız deney ve araştırmalara dayanarak Dünya’daki gazların aslında tahmin ettiğimiz kadar etkili olmadığı sonucuna ulaştık. Yapılan deneylerde atmosferimizde bulunan gazların hiçbiri akli dengeyi bozacak kadar etki göstermedi.
Bu yüzden asıl sebebini bulmak amacıyla yeni projeye başlama kararı aldığımızda deneyde görevli birkaç psikiyatrist görüşlerini benimle paylaştı. Sundukları araştırma çoğunluğun kafasına yatmamasına rağmen elimizde olan tek sonuç budur.
Sebebi söylemeden önce sizden bir ricam olacaktır. Lütfen değerli meslektaşlarımın fikrini yargılayarak bakmayınız.
“İnsanoğlu çift kişilikli yaratıldı. Kişilikler yaratılıştan belli bir zamana kadar eş baskınlardı. İnsanın büyümesi bittiğinde kişilikler tek baskın kişilik kalmak için birbirlerine zarar verir. Dışarıdan gözlemleyen kişi bu zarar vermenin “kendine zarar vermek” olarak yorumlayabilir. Bizim de arkadaşlarımız akıl sağlığını yitirip ne yazık ki vefat ettiler. Arkadaşlarımızın yavaş yavaş ölümünü izlerken bu hipotezimizin de doğruluğuna ciddi önem taşıyan kanıtlar bulduk.
Ancak gözlemlerimize göre; artık dünya nüfusunun yarısında doğal olarak bu kişiliklerinden biri baskın diğeri çekinik olarak doğuyorlar. Kişilikler doğmadan önce hayatta nasıl olacaksa o şekilde gelişerek büyüme dönemi boyunca gelişiyor.
Hastalıklı-sağlıklı insan etkileşimine gelirsek, bizim daha tanımlayamadığımız bir hormon bu kişilik çatışması sırasında salgılanıyor. Baskınlık sağlamak ve vücudun adaptasyonu için bu hormonun salgılandığını düşünüyoruz.
Bu yüzden acilen bizi dinlemenizi ve düşüncemizin öncülüğünde yeni bir projeye acilen başlamamızın önemini fark etmenizi dileriz.
Saygılarımızla,
Psikiyatri Ekibi

Bir bilim adamı olarak bu fikir ne kadar çılgın gelse de çok büyük önemi olan bir fikir olduğunu belirtmem gerekiyor. Ne yazık ki şimdiye kadar tüm fikirleri test ettik ve olumsuz sonuçlar aldık. Bu yüzden bu fikrin önemini anlamanız gerekiyor.

Bir sağlıklı hamile bayanın doğmamış çocuğu üzerinde çalışırsak bu fikri kanıtlayabiliriz. Eğer izin verirseniz deney için gönüllü bir bayan var.
 Eğer gönüllü hakkında bilgi istiyorsanız, size gönüllü kişinin karım olduğunu söylemek isterim. Bütün belgeler hazır ve sizin onayınızı bekliyoruz.

Saygılarımla;
XiaoQuan

6 ay sonra…
Nüfus her gün giderek azalıyordu. Dünya Kurulu çaresiz kaldığı için deneyi onayladı ve XiaoQuan deneyi başlattı. Onlarca yüzlerce test hamile kadına yapıldı. 5 ay boyunca denek oldu. Radyasyonlara maruz kaldı. Deneyin amacı çeşitli yöntemlerle bebek doğmadan kişilikleri birbirinden ayırmak ve doğum anı geldiğinde iki kişiliğinde kendine ait vücudu olmasıydı.
5 ayın sonunda kadın 8,5 aylık hamileyken, aşırı radyasyondan dolayı vücudu iflas etti. Bu durum yüzünden kendini suçlayan XiaoQuan dayanamadı ve bütün belgeleri ve deneyle ilgili ne varsa her şeyi attı. Tesis kapandı, tesisteki gönüllüler dünyanın her tarafına yayıldı. Bir kişi hariç hepsi insanlara yardım edebildikleri kadar yardım ettiler.
Yardım etmeyen tek kişi karısını ve oğlunu öldürdüğü düşüncesiyle kahrolan babaydı. İlk dönemler intihara meyilli olduğu için sağlıklı bölgede tedavi görmeye başladı. Bir süre sonra yine dünyayı ikiye bölen hastalığın tedavisi bulma hevesi başladı. Ancak nereden başlayacaktı?
Tüm dünyada bu konu hakkında en ufak fikri olanlarla bile fikir alışverişi yapmaya karar verdi.
İşin aslı psikologların öne sürdüğü fikir şimdiye kadar en çok açıklanabilen fikirdi. Belki karısına çok yüklenmeseydi çözüm bulabilirdi. Fikrin en büyük kusuru somut kanıtlarının bulunamamasıydı. Doğacak oğlunun kişiliğini ayırabilseydi hem iki çocuk babası hem de dünyadaki en büyük sorunu çözen adam olacaktı.



Bölüm 2
20 Yıl Sonra
XiaoQuan artık tüm umudunu kaybetmişti. Bilim adamlarından şamanlara; doktorlardan cin çıkaran din adamlarına kadar herkesle görüşmüştü. Neden? Bunu yapmasının nedeni suçluluktu. Karısı ve daha hayata merhaba diyemeden ölen oğlu onun peşini bırakmamış; nereye giderse gitsin, ne yaparsa yapsın her zaman XiaoQuan ‘ın peşindeydiler.
Evi yoktu. Artık en ucuz pansiyonlarda yıllar önce çalışıp biriktirdiği paralarla yetiniyordu. Eskiden ne kadar zengin ve mutlu bir hayat sürdüyse şimdi o kadar fakir ve mutsuz bir hayat sürüyordu. Bu onun kendisi için belirlediği cezaydı. Eğer sefalet içinde mutsuz bir hayat yaşarsa hatasının ilerde o kadar telafi edileceğine inanıyordu. Bu da vicdanını biraz da olsa rahatlatıyordu. Ancak ne yaparsa yapsın içindeki çatışma hiç bitmiyordu. İçinden bir ses diyordu ki “ Sen en çok sevdiğin şeyi öldürdün, senin yaşamaya hakkın yok.” , diğeri de “Eğer yaptıklarını telafi etmek istiyorsan git ve bu hastalığa bir çare bul. Çare bulman için hayata sımsıkı tutunman lazım.” diyordu.
Bir gün kahvaltı için kaldığı pansiyondan çıkıp insanların genelinin gittiği bir kafeye gitti. Kafede kahvesini içerken televizyonda çıkan haber ilgisini çekti.
Keşişlerin bulunduğu adaların birinde hastalıklı bir kişi geldiğinde bazen sağlıklı bir kişi olarak, bazen de sağlıklı iki farklı kişi olarak sağlıklı bölgeye geçiyormuş. Bunu sağlayanda 20 yaşında iki gençmiş. Söylentilere göre tek dokunuşlarıyla akıl hastalıklarını düzeltiyor ve bazı nadir durumlarda hastalıklı insanların kişiliklerini ayırıp etten kemikten iki farklı vücutta insan olmasını sağlıyorlarmış. Ancak bu adaya hiçbir şekilde haberleşme aracı sokulmuyormuş ve kişilikleri ayrılan kişiler de adadan çıkmıyorlarmış. Kişilikleri ayrılmadan tedavi edebilenler adadan ayrılabiliyorlarmış. Haberin kaynağı o adadaki gençler tarafından iyileştirildiğini söyleyen 30lu yaşlarında bir adam ve 20li yaşlarında bir kadınmış.
XiaoQuan haberi görünce şaşırmadan edemedi. Buradaki fikir karısının ölümüyle sonuçlanan deneyde atılan fikirle benzerdi, hatta aynıydı. Peki ya haber doğru muydu? Yoksa sadece insanları mutlu etmek için ayarlanan bir oyun muydu? Hemen hemen her kanalda bu adadan bahsediliyordu ve her gördüğünde kalbi giderek sıkışıyor, morali giderek bozuluyordu. Bu gençler neden 20 yıl önce karısı ölmeden ortaya çıkmadılar ki? Neden? Belki de 20 yıl önce birisi çıkıp böyle bir şey yapsaydı karısı ölmezdi ve mutlu bir hayatı olabilirdi…
Eskiyi değiştiremeyeceğini anladığında adaya gitmek için hazırlanmaya koyuldu. Pansiyona geri döndü ve eşyalarını toplamaya başladı. Ama…keşişlerle görüşmeyeli çok uzun bir zaman olmuştu. Şimdi adalara geri döndüğünde nasıl karşılanırdı? Artık umurunda değildi. Sahte de olsa gerçek de olsa bu gençleri görmeliydi. En azından bir olasılığın doğruluğunu ölçmüş olacaktı. Pansiyonlarda yaşayıp çürümekten daha iyi bir seçenekti.


Bölüm 3
Adaya daha ayak basmadan neden sadece bu adaya haberleşme araçlarının sokulmadığını anlamıştı. Adaya yaklaştıkça okyanustaki canlı sayısı ve çeşidi artıyordu. Hayatında daha önceden görmediği sadece keşişlerin anlattığı eski hikayelerden duyduğu canlılar tam karşısındaki adada yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Uzun zaman önce bu adadaki hiçbir keşiş ne dışarıya çıkar ne de dışarıdan gelen insanları adaya kabul ederlerdi. Belli bir süre sonra bunun öğretilerine aykırı bir hareket olduğunu ve yardıma ihtiyacı olan insanların geri çevirmemek gerektiği sonucuna ulaştılar. Ancak adada neler döndüğünü kimse söylemiyordu.
Neden söylenmediğini şimdi anlıyordu. Eğer Kurul bu canlıların yaşadığını öğrenirse canlıları yaşatmazlar ve 20 yıla hepsi avlanır ve nesilleri kesin olarak tükenirdi.
Aklına takılan sorulardan bir tanesi de neden insanların ada hakkında haberde konuşmalarına izin vermişlerdi? Belki de gerçekten hastalığa çare bulmuş olabilirlerdi. Bu fikir onu 20 yıldır mutlu eden ilk şeydi. İçi bir umutla dolmuştu. Güzel duygular içini doldurup taşıyordu. İlk defa tedaviye bu kadar yaklaştığını hissediyordu.
Adaya adımını bastığı anda karşılama komitesi gibi bir grubun onu beklediğini gördü. Bu insanların işlerini ne kadar ciddiye aldığını görünce o da keşişken yaptığı çalışmalar ve bu çalışmaları, keşişlerin ne kadar titiz ve özenli bir şekilde sürdürdükleri aklına geldi. Adaya adımını attığı anda hatırlamak istemediği zamanlar zihninde istemsiz olarak canlanmıştı. Bu adaya gelmesinin nedeni bu istemediği anılardı. Bu anılar tarafından mutluluğunun ve refahının bozulması daha ne kadar sürecekti?
“ Ben ölünce kurtulacağım galiba…” diye düşündü.
Keşişler onu adanın uzak bir ucundaki tesise getirdiler. Bu tesis neredeyse ıssız gözüküyordu. Neden bu kadar az insan olduğunu sorduğunda hiçbir keşiş yüzüne bile bakmadılar. Ona bir oda gösterip “ Burada kalabilirsiniz. Ancak ana tesise girmek istediğinizi varsayıyoruz. Deney kanıtlarını yok etmeye çalışmış olabilirsiniz ancak böyle bir olayı insan hafızasından yok edemezsiniz. Burada bulunan her bir keşiş sizin neler yaptığınızı biliyor ve onaylamıyor…Ziyaretinizin keyfini çıkarınız.” Dedi komitenin başkanı. “Anlaşıldı fakat ana tesise gidip bahsi geçen gençleri görmek isterim. Lütfen bunu baş keşişlere iletiniz.” Dedi XiaoQuan. Aslında demek istedikleri git buradan idi ancak cevap bulmadan ayrılmayacağım. Bunlar gibi keşişlerle işim yok. Sadece o iki genç… O iki genç gerçekse ne katlanacaksam katlanayım hepsine değerdir, diye düşündü.
İki hafta sonra XiaoQuan hala gözden ırak tesiste baş keşişlerin cevabını bekliyordu. Sabrı tükenmişti ve kendisinin baş keşişlerin yanına gitmesinin vakti geldiği kanısına varmıştı.
Ana tesise 2 saat aralıksız yürüyerek ulaştı. Adada kaybolması zaten neredeyse imkansızdı. Ana tesis adanın ortasında bulunan dağın tepesinde bulunuyordu. En sık ağaçlı yerde bile ana tesis görünüyordu. Girişte XiaoQuan ‘ı durdurdular. Yasadışı ana tesise girişten dolayı baş keşişlere götürdüler.
Baş keşişlerle görüşme fırsatı yakalamıştı en sonunda. Sadece bir tanesiyle bile konuşsa o iki gençle tanışabilirdi. Baş keşişlerin karşısına çıktığında “ Hemen bir yargıya varmadan ilk önce diyeceklerimi dinleyin. Biliyorum hepiniz beni cani deli bir adam olarak görüyorsunuz, ancak sizden isteyeceğim ilk, tek ve son şey var. Beni insanları iyileştiren gençlerle tanıştırın ve onlarla konuşma izni verin. Bu isteğimden herhangi bir sonuç alırsam beni bir daha görmek zorunda değilsiniz.” Diyerek konuşmaya başladı ve başkanlığını yaptığı ve başarısız olan deneyi, deney detaylarını ve en son ortaya atılan fikirlerin hepsini baş keşişlere anlattı.
Baş keşişler izinsiz girişinden dolayı sonra cezalandırılacağını ancak isteğini kabul ettiklerini belirttiler. Baş keşişlerden biri onu gençlere bizzat kendisi götüreceğini ve her hareketini izleyeceğini söyledi.





















Bölüm 4
Baş keşişle beraber tıp eğitimi veren okulun olduğu yere gittiler. Okul bitene kadar bahçede beklediler. Okul bittiğinde içeri girdiler ve baş keşiş farmatoloji amfisinde ders çalışan ikiz erkeklerin yanına gitti, XiaoQuan da hemen arkasındaydı. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Belki de dünyayı ikiye bölen hastalık yakında sadece tarih sayfalarında kalacaktı. Bu fikir onu mutlu etmişti. Bu gençlerin gerçek olması bile içini umutla doldurmuştu. Kabus gibi geçen yılları belki de yakında son bulacaktı.
Bir genç, baş keşişi görünce hemen gülmeye başlamıştı ve bir çocuk gibi etrafında dönmeye başlamıştı. Diğer genç ise sakin olması ve biraz da olsa olgun davranması gerektiği hakkında öğütler veriyordu. Olgun davranan genç XiaoQuan’ı fark etti. “Siz kimsiniz?” diye sordu. Baş keşiş, çocuksu kişiliği olan çocuktan kurtulup olgun olanla konuşmaya başladı. Ona XiaoQuan’ın kim olduğunu, geçmişteki deneyi ve buraya gelme amacını anlattı. Çocuksu genç ise XiaoQuan ile havadan sudan konuşmaya başlamıştı. Çok konuşan genç XiaoQuan’ı bunaltmıştı ancak uzun zamandır kimse onunla bu kadar uzun sohbet etmemişti.
Baş keşişle konuşması bitince olgun genç, XiaoQuan’a dönerek “Bizim yaptığımız şeyi açıklayabilen hiç kimse olmadı. Senin de açıklayabileceğini hiç sanmıyorum. İzlemek istersen seni bir törene davet edebiliriz ancak sadece 1 tanesine katılabilirsin. Açıkçası senin gibi bir adamın buraya uyum sağlayabileceğini hiç düşünmüyorum. Burada insan hayatı her şeyden önce gelir.” Dedi. XiaoQuan karşılık olarak “Ben de dünyanın yarısını acı dolu ve kısa bir ömre mahkum edilmesine karşı araştırma ve deney yapıyorum. Burada herkesin amacı aynı.”Dedi. Olgun genç “Sen gerçek olup olmadığını tam bilmediğin bir hipotez uğruna 2 kişinin hayatını almışsın. Sana nasıl güvenebiliriz ki? Yine deney yapmak istersin ve yine başkalarının ölümüne neden olursun. O yüzden teklifimizi kabul et. Ya bir tören izle ve git ya da hemen şimdi ana tesisi terk et ve konuklar için olan tesise geri dön. Karar senin.” Dedi.
Amfide büyük bir sessizlik oluştu, herkes şaşkınlıkla olgun gence bakıyordu. Sözleri her ne kadar XiaoQuana ağır gelse de doğru olduğunu bildiği için karşılık vermedi. Kabul ettiğini söyleyip amfiyi terk etti.
XiaoQuan kaldığı yere dönmeye karar verdi. Gencin dedikleri aklına takılmıştı. Normalde bu tür sözleri kendisi söylerdi. Araştırmalarına başladığı ilk yıllarda sadece 19 yaşındaydı ve olgun gençle aynı düşünerek araştırmasına başlamıştı. Şimdi ise 55 yaşına gelmişti. “Demek ki insan yaşlandıkça değişiyor. Amaçları ve hayalleri de birey değiştikçe değişiyor. İçerdeki gibi bir gencin, ilerde benim gibi birisine dönüşebileceği olasılığı cidden şaşırtıcı geliyor.” Diye düşündü.
Yavaş yavaş düşünerek giderken birisi kolundan tuttu ve onu durdurdu. Durduran kişi, eski projesinde gönüllü katılan doktorlardan biriydi. Hatta sadece bu onu hatırlamasını sağlayan tek neden değildi. Karısının otopsisini bu adam tek başına yapmıştı. Diğerleri radyasyonun vücutta oluşturduğu etkilerden dolayı güzeller güzeli karısına yaklaşmaya cesaret edememişti.



XiaoQuan uzun uzun adamın gözünün içine bakarken adam konuşmaya başladı;
-       Seni burada görebileceğimi hiç zannetmezdim. Bakışların ne kadar da değişmiş. Eskiden insanların içini görür gibi herkesin gözlerine bakardın. Şimdi- şimdi ise çok boş bakıyorsun. Boşluk ya da çaresizlik ve hüzün dolu gözüküyorsun.
-       Sence de normal değil mi böyle olması?
-      
      burada ne işin var? Yoksa ikizlerimi görmeye mi geldin?
-       İkizlerim?
-       Ben onları bu adaya getirdim. Benim sorumluluğum altındalar. Onlarla herhangi bir işin varsa bilmek isterim. Babaları sayılırım.
-       Buraya nasıl tedavi ettiklerini görmeye geldim. Cevabımı alır almaz giderim merak etme.
-       Öncelikle mantıklı bir cevap alamayacaksın. Ne zaman birini iyileştirirseler ben mutlaka yanlarında oluyorum, kaç defa izlesem de bilimsel bir açıklama getiremiyorum. Ve gitmen konusuna gelirsek…gitmemen bence herkes için daha iyi olur.
-       Neler olduğunu görsem benim için yeter de artar bile. Burada istenmediğimi biliyorum, o yüzden gitmem daha iyi olur.
-       Kaç yıl oldu?
-       Neyden beri?
-       Keşişlerden uzaklaşalı? 15 yıl?
-       20 yıl.
-       Yeterince uzun değil mi sence? Sen de bizdensin ve insanlara çok güzel yardımlar yapabilirsin. Niye kendini harap ediyorsun? Kal burada. Artık yaptığın hata yüzünden hayatını kendine zindan etme. Karın adına yaşa. Oğlun adına yaşa. Onlar adına insanların hayatını iyileştirmek için en azından ufak bir yardımın bulunsun.
-       Düşüneceğim. Ancak söz vermiyorum.
-       Ama tek bir şey için söz ver.
-       Nedir o?
-       En azından dış görünüşün keşişlere benzesin. Temizliğine dikkat et. Belki temiz olmadığın için verilen tepkiyi istenmemek olarak algılamışsındır.
Bu sözünden sonra keşişin yanından ayrıldı ve kaldığı tesise geri döndü. Keşişin dediğini mi yapacaktı yoksa gencin mi?  Keşişin dediğini yapmaya karar verdi.





Bölüm 5
20 yıl önce…
 Deney başarısız oldu ve XiaoQuan’ın karısı ve doğmamış oğlu öldü. Deney belgeleri imha edilme kararı verilmeden protokol gereği ölen kadına ve bebeğine otopsi yapılması gerekiyordu. Ancak kadın öldükten sonra karnı daha da şişmiş, patlayacak gibi duruyordu. Başarısız giden radyasyon terapisi yüzünden bebeğin mutasyon geçirerek zararlı bir doku yığınına dönüştüğü fikri tüm bilim adamlarını korkuttu. Otopsi için sadece GuanYu gönüllü oldu.
Otopsi yapması için GuanYu ve XiaoQuan’ın karısını başka bir tesise sevk ettiler. Böylece radyasyon sebebiyle herhangi bir terslik çıktıysa, medeniyetten uzak bir adada otopsiyi yapması hasarı en aza indirecekti.
Uygun adaya gittikten sonra artık cesetle birlikte onun için hazırlanmış kamp alanında yalnızdı. O da zarar görmekten korkuyordu ancak iki kişinin nasıl öldüğü hakkında sorular cevap verilmezse vicdanı rahat olmayacaktı.
Otopsiye başladı, kafatasından karın bölgesine kadar hiçbir problem gözükmüyordu. Bu da demek oluyor ki ölüm nedeni radyasyonsa bile bu dolaylı yoldan ölüme sebep oldu. Karın bölgesine geldiğinde en önemli yerin burası olduğunu biliyordu. Radyasyondan en büyük zararı alan bu bebekti ve bebek öldüğü için dolaylı yoldan radyasyonun kadını öldürmesi en mantıklı cevaptı.
Karnını açıp plasentayı çıkardığında ölüm nedeninin radyasyonla hiçbir alakası olmadığını anladı. 8 ay boyunca gözlemlenen bebek artık bebek değildi. Bebek demek yanlış olurdu… Bebekler demek daha mantıklıydı. 8 ay boyunca tek çocuğa hamile olan kadın dış etkenle kişilikleri bir anda ayrılan bebeğin yeterince ihtiyacını karşılayamamıştı. Bünyesi kaldırmamıştı ve ölüm nedeni buydu. Asıl tuhaf olan şey bu değildi.
İki plasentayı da çıkardı. Ve plasentaları kesti. İçindeki bebekler hala yaşıyordu. Ve plasentadan çıktıkları anda ağlamaya başladılar. GuanYu bebeklerin sağlık durumlarını kontrol etti. İkisinin de sağlık durumu çok iyiydi ve prematüre doğmak zorunda kalmışlardı. Prematüre bebekler olmalarına rağmen normal bebeklerden daha canlılardı.
GuanYu raporuna annenin ve bebeğinin öldüklerini ve bunun radyasyondan dolayı olduğunu yazdı. Bu bebeklerin yaşadığı eğer insanlar tarafından öğrenilirse bu iki yavruyu hayatta yaşatmazlardı. Doğmadan önce bile deneydiler. Hayatları olmayacaktı eğer yaşadıkları öğrenilirse. Bu yüzden raporu gönderir göndermez adalarına herkesi almayan keşişlerin yanına giti. Baş keşişlere olan biten her şeyi anlattı.
2 gün sonra deney hakkına her belgenin imha edildiğini ve deneyi kimseye anlatmaması gerektiği konuda bilgilendirildi.
Aradan 18 yıl geçti.
Bebekler büyüdü 18 yaşlarına girdiler. Tıp fakültesine başladılar ve dünyanın düzeninin bu kadar kötü olmasının nedeni ayrıntılı bir şekilde gördüler. Tedavi yolları aramaya başladılar.

Modern bilimde hiçbir şey bulamayınca en eskilere gittiler. “Madem keşişlerde hiç kimse hastalanmıyor, keşişlerin ataları mutlaka bir şey biliyordur.” düşüncesiyle antik kitapları okumaya başladılar. Bütün anı defterleri efsanelerler gibi hayal ürünüydü diye düşünüyolardı. Ta ki bunların sadece kitap değil, eskilerin günlükleri olduğunu anladılar. Her ne kadar inanmasalar da bunları yapabilirler mi diye baş keşişlere sordular. Baş keşişler uzun bir süre sonra ikizlerin merak etmelerinden dolayı kendilerinin denemesi gerektiğini söylediler.
Aradan 2 ay geçti ve akıl sağlığını tam kaybetmemiş 20 yaşında bir kadın geldi. Töreni harfi harfine uyguladılar ama anlatılanlar gibi ışıklı, doğaüstü şeyler olmadı. Onlar da işe yaramadı zannedip tören yerinden ayrıldılar.
5 dakika sonra gökyüzüne doğru bir ışık demeti yayıldı. Hemen tören yerine geri koştular. Kadın yine oradaydı ancak ışığın kaynağı oydu. Işık bittiğinde yine tek kişiydi ancak daha sakin bir hal almıştı. Kadın psikiyatristler tarafından kontrol edildi ve konuk tesisinde ona bir yer verdiler.
O günden sonra törenler başladı. Her gelen kabul ediliyordu, bazılarının kişilikleri 2 farklı bedene ayrılıyordu. Bazılarında ise sadece çekinik gen tamamen yok oluyordu. Bu tamamen kişinin kendisine bağlıydı. En son yaptıkları törenden sonra haberlere konu oldular. İyileştirdikleri birkaç kişi bunu tüm dünyaya yaymaya karar vermişler.















Bölüm 6

GuanYu, XiaoQuan’ın kaldığı yere gitti ve töreni izlemek istiyorsa gelmesini söyledi. Beraber yürümeye başladılar. XiaoQuan “Uzun zaman önce söyleyememiştim ama teşekkür ederim. Yaptığın her şey için. Karımın otopsisini yapan kişi sendin. Kayıtları daha okuyamadan imha etmiştik. Rica etsem eğer bir şeyler hatırlıyorsanız söyler misiniz?” dedi GuanYu’ya. GuanYu bu sorunun er ya da geç geleceğini biliyordu. Şimdi sorması aslında tam vaktiydi. Herkes törene konsantre olmuşken yavaş yavaş yürüyen iki adamın konuşması hiç kimsenin ilgisini çekmezdi. Şimdi ona raporu anlatsa ikizlerin de aslında kim olduklarını söylemesi gerekirdi.
“İlk olarak bir söz vermenizi istiyorum. İkizlerin üzerinde hiçbir şekilde deney yapmayacaksınız. Çocukların hayatı güzel gidiyor ve bunun içi çok uğraştım. Hatta onları buraya deneylerde kullanılmasınlar diye getirdim. Anladınız mı?” dedi GuanYu. XiaoQuan neden böyle bir şey dediğini anlamadı ancak şartları kabul etti. Böylece GuanYu 20 yıl önce olan her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattı. Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen olan her şey sanki birkaç gün öncesinde olmuş gibi hissediyordu.
Olanları duyunca XiaoQuan yürümeyi kesti. Bir anda olduğu yere çömeldi. “Benim oğ-oğlum- oğullarım, o ikizler miydi? Neden başta söylemedin? Onların üzerinde deney yaparım diye mi düşündün?” dedi XiaoQuan. “Saygısızlık etmek istemem ancak karınızı ve oğlunuzu deneyde kullandınız. Nasıl davranacağınızı tahmin edemedim. Ancak şuanda sağlıkları yerli yerinde ve çok iyiler. Bence onlara kim olduklarını söylemek için güzel bir fırsat.” Dedi GuanYu. “Hayır, bilmesinler. Birisi beni baştan hiç sevmedi zaten. Yük olurum. Töreni izler izlemez adadan ayrılacağım.” Dedi XiaoQuan. GuanYu şaşkınlık içindeydi. Oğluna kavuşmanın sevincini yaşayan bir baba görmek yerine, üzüntüden ve korkudan ayakta bile duramayan baba olaya hazır olmayan bir adam görüyordu.
Tören yerine gittiler. Tören çoktan başlamıştı. XiaoQuan, tören dedikleri şeyin antik çağlardan kalan şamanların yaptığı bir tören gibi bir şey olmasını bekliyordu. Aksine bu sanki daha çok halkın görmesi için yapılan açık bir ameliyat ya da sihirbazlık gibi gözüküyordu. Törenin sonunda ikizler hastanın etrafına perde çekti. Perde tamamen kapandığı anda perdenin ardından ışıklar yayılmaya başladı. Perdenin arkasında adamın acı çığlıkları duyuluyordu ve zamanla çığlıkları ekolanıyordu. Perdeyi açtıklarında iki kişi yerde çıplak yatıyordu. Önceden hazırlanan sedyeleri ve battaniyeleri hızlı bir şekilde getirdiler. Hastaları, hastaneye sağlık kontrolü için götürdüler.
XiaoQuan mutluydu. Oğlu-oğulları olmuştu ve yaşıyorlardı, bunca yol gelmesini bir hiç uğruna olduğunu düşünüyordu ama 20 yıldır yaptığı en faydalı hareketi buydu ve tedavisi başarılı olmuştu. Oğullarının yaşadığını bilseydi araştırmanın kapanmasına müsaade etmezdi. Hemen kaldığı tesise doğru koşmaya başladı. 20 yıldır çantasında duran flashı aldı. Bu flashta imha edilen deney dosyalarının kopyası vardı. Hemen dünya kuruluna mektup göndermeli ve bu tedaviyi hastalıklı bölgede uygulamalıydı. Tek seferde kalıcı çözüm olacaktı. Oğullarında hiçbir sağlık problemi yoksa dünyanın geri kalanında da bir şey olmaz. Hatta oğullarında gördüğü mutasyon tüm insan ırkında olsa mükemmel olurdu.
GuanYu’ya bir şey demeden hemen adadan ayrılıp eskiden kaldığı pansiyona geri döndü. Bilgisayarını alıp dünya kurulundaki herkese deney belgeleriyle birlikte adada öğrendiklerini attı.
Sonuna da ;

“Eğer bu radyasyon tedavisini tüm dünyaya uygularsak bu hastalık ne sonraki jenerasyonlarda görülür ne de şimdi yaşayan insanlar hastalıktan ölürler. Dünyayı bölen bu hastalık sadece 1 yıl içinde tamamen yok olur, tarihe karışır. Dediklerime kulak verin! Oğlum yaşıyor ve artık iki oğlum var. Onun baskın geni ve çekinik geni ayrılmış ve böylece diğer hasta olanlara da yardım edebiliyorlar. Kendi gözlerimle gördüm.
Karımın ölümünün radyasyonla alakası yoktur. Deneyde olmanın stresi kalp krizine yol açmış. Belli bir süre sonra karnının büyümesi ise oğlumun çekinik kişiliğinin ayrılması sonucu yeni bir beden oluşmasından dolayı oldu. Bunu karımın otopsisini yaptığını raporumda da belirttiğim gibi GuanYu söyledi.
Ben, XiaoQuan, yeni radyasyon projesi başlatıyorum. Artık bilinmeyen bir olay yok. Her şeyi biliyoruz ve yok etmeye hazırım. Projede her şeyi kendim yapacağım, gönüllü olacak meslektaşım varsa yardım isteklerini geri çevirmem.
Saygılarımla;
XiaoQuan”
bölümünü ekledi.
3 hafta sonra tüm kurul üyeleri bu istek talebini onayladı.
3 ay sonra radyasyon kuleleri yapıldı. Hem sağlıklı bölgenin 4 yanına hem de hastalıklı bölgenin 4 yanına dev kuleler yerleştirildi. Bu kulelerden yayılan enerji sadece insanları etkiliyordu. Bu sayede hayvanlar ve bitkiler radyasyondan etkilenmiyordu.
XiaoQuan artık her hafta belli günde ve belli saatte tüm dünyayı radyasyona maruz bırakıyordu. Dünyadaki herkes gün geçtikçe zayıf hissediyor ancak bu değişim aşırı olmadığı için fark edemiyorlardı. Bu radyasyondan etkilenmeyen sadece GuanYu ve ikizlerin bulunduğu adaydı. Bu adada bulunan herkesin ikizlerden gelen radyasyon sebebiyle radyasyona alışıklardı ve bir nevi bağışıklık sağlamışlardı. Ancak ada dışında XiaoQuan’ın neler yaptığını adadaki kimse bilmiyordu.
8 ay sonra bir radyasyon saatinde XiaoQuan yine kontrol kulesinden radyasyon emri için düğmeye bastı. Radyasyon kontrolü en son o zaman sağlandı…
Radyasyon, adadakiler hariç, bütün insanları etkileyip öldürdü. Herkes aynı anda kriz geçirip öldü. XiaoQuan da kontrol odasının başında kriz geçirerek acılar içinde yalnız başına öldü.




Bölüm 7
Adadakiler, hastalıklı bölgeden kimse gelmemesine şaşırmıştı. 1 yılı aşkın sürede bir kişi bile gelmemişti. Sağlıklı bölgeden istedikleri teslimatlar da uzun süredir gelmiyordu. Adadan hem sağlıklı bölgeye hem de hastalıklı bölgeye elçiler yolladılar. Elçiler bir hafta sonra geri döndüler. Hayatta kalan olmadığını rapor ettiler. Ayrıca önceki gidişlerinden farklı olarak bölgelerin etrafında kuleler olduğunu ancak bunların insanın içinde yaşayabileceği kuleler olmadıkların belirttiler. Her iki taraftan gelen raporların aynı olması baş keşişleri korkuttu. Bu yüzden elli farklı araştırma grubu ayarladılar. Yirmi beş tanesi sağlıklı bölgeyi, diğer yirmi beşi de hastalıklı bölgeyi araştırmak üzere yola koyuldular.
2 yıl boyunca düzenli rapor verdiler ve ölen insanlar için mezar hazırladılar. 2 yıl sonunda herkesi gömmüş ve düzgün cenazeler hazırlamış ve tüm binaları temizlemişlerdi. Baş keşişler adadaki herkesin dünyaya yayılması kararını aldı. Dünya nüfusu bir milyonda birinin hayatta kalması ve tek kara parçasında bulunmaları onlara yanlış geldi. İki kişi,bir kadın bir erkek, belli bir toprak sahibi olarak diğer bölgelere gidiyorlardı.


Artık yeni bir çağ başlamıştı. Dünyada sağlıklı ya da hastalıklı bölge kalmamıştı. Artık tek bir bölge vardı, o da barış bölgesiydi. Dünya kurulu yerine baş keşişler yönetimde yerlerini aldılar. Zaten adadaki yönetimden onlar sorumluydu. Aynı yöneticiler, aynı insanlar ama daha geniş topraklar... Artık nesli tükenen hayvanları da normalde yaşamaları gereken yerlere götürmüşlerdi.
Bu yeni çağ yeni umutlara giden bir araç olmuştu. XiaoQuan’ın yaptığı kötü bir şey olsa da sadece kötü yanları yoktu. Dünyada ciddi bir nüfus ve işçi eksikliği olsa da hayatta kalan insanlara ikinci bir şans verilişti. Bu sefer dersini alan insanoğlu elindekileri kıymetimi bilecekti ve bir bütün halinde barış içinde yaşayacaklardı. Yeni hedefleri buydu. Ancak insanoğlu bencilliğiyle bu durumunu ne zamana kadar koruyacaktı?


Bade Buse Bakır




22 Şubat 2017 Çarşamba

Kozasında Söz...

Utangaçtı besbelli.
Kelebek hafifliği alacak. Şimdi tırtıl hepten.
Kondu mu yerleşti mi, bilmem.
Boğazımda boğum, öylece.
Bir düşü örer,
gerçekliği söker. Sökülmüşün örgü tuttuğu nerede görülmüş, diye sızlanır bazen.
Sonra bir inat, sızısını ekler
ördüğüne de söktüğüne de. Gülümser derken. Endişe etme, der. Sökebilen örebilir de. Peki, derim gözlerime inen uykunun mahmurluğunu katıp gülüşüme. Peki. Peki. Peki.
O, siper alınmış - yalandan -  gevezeliğimin saçlarını okşarken;
ben, derince, uyurum...


Mey