13 Mart 2022 Pazar

NOCTURNE 20

 

Çiçeğe dokundu. Plansızdı. Planlamış olsaydı, belki de bu kadar beklenmedik; beklenmedik olduğundan da şaşırtıcı, şaşırtıcı olduğundan da akışı birden kesen; akışı birden kesişinden de sarsıcı olmazdı. Plansızlık ona göre olmasa da, bu kadar kendiliğindenlik başka bir zaman olsa onu huzursuz edecek olsa da bu kez ne huzursuzlandı ne de huysuzlandı. Temasın ne kadar sürdüğünü söylemek zor. An veya anlar toplamı. Geçen süre umurunda değil şimdi. Parmaklarının ucunda minik bir alazlanma, alazlanma yüzünden belki teninde belli belirsiz bir elektriklenme duydu. Benzer bir duyum anısı aradı belleği hızla. Bulamadı ilkin. Bulamayış anı, benzersizlik heyecanını tetiklemiş olmalı ki içine çektiği havayı bırakacak yer yokmuş gibi ciğerinde bir sızı ile kalakaldı. Parmakları istemsiz hareketlendi ve kadifemsi yaprağın üzerinde kısa bir gezinti geldi peşi sıra. Parmaklarının baskısıyla titredi mor yaprak, bakan olsa göremezdi öyle yokmuş gibi. Belleğinin puslu bir yolda pusu ve karanlığı delerek ilerlediğinin farkındaydı ama dikkati çiçekteydi şimdi. Belleği boş verdi. Bir kez daha hareketlendirdi elini. Bu kez tek parmak: Serçe parmağı. Usul bir dokunuş. O an buna temas denmeyeceğini fark etti. Tek yanlı çünkü. İkinci farkındalık teninin altındaki hassaslığa biraz daha baskı uygulama arzuna ilişkindi. Her arzu gibi az çok vahşiydi. Tuttu kendini. Rengini düşünmek işe yaradı. Mor ama çok belirgin değil. Soluk neredeyse. Lila mı diyorlardı buna? Leylakların rengini andırıyor ama parmağının ucunda titreyenin leylak olmadığını biliyor. Elini çekmeli mi? Bu izinsiz dokunuşun verdiği hazzı az daha uzatmalı mı, kararsız kaldı. Koku araya girmemiş olsa kararsızlık uzardı. Kokuyu aldı ve belleğinin hızlıca devimini duydu. Duyumsal bellek devrede. Sesleri, tatları, dokunuşları anımsamaktan daha kolaymış kokuyu anımsamak. Bir yerde okumuş olmalı bunu. Çiçeğe dokunmayan eliyle alnını sıvazladı önce, sonra parmaklarıyla hafif bir tempo tutturdu. Cılız bir melodi canlandı parmaklarının vuruşunda. Daha baskıcı daha sert. Çiçek büzülmek ister gibi hareketlendi serçe parmağının altında o anda. Dillense, bırak artık diyecek gibi. Hazır olduğumda diye düşündü. Henüz değil. Şimdi değil. Tam şu anda değil. Kokuyu tanıyacak gibiydi. Cılız duyumsal dilin yaklaşıp uzaklaşışı alay edilmiş gibi içerlemesine neden oluyordu. Tanım için, daha doğrusu tanıma için gereken sözcüklerin eksikliği büyük bir yoksunluk şimdi.  Düş kırıklığı ile iç geçirse yeri. Yapmadı. Hafifçe titredi bir şey. O veya çiçek. Hemen adlandırdı: Titrek an. Ansızın yağmur indirmiş, içinden buz gibi bir düşünce geçmiş, içtiği soğuk su dişini kamaştırmış, burnunun ucuna bir kar tanesi değmiş gibi. Belli belirsiz ve şiddetli bir titreyiş. Onda veya çiçekte. Hangisinde, sorusunun bir anlamı varsa da, o anda anlam arayışının yeri yok. Geri bas zihin, dedi. Dilsiz alışverişin keyfini sürmeye henüz başlamışken aklı buyur etme mahal yok.

İnsan dış dünyayı zihninin yapısına göre şekillendirir; algılarını biçimlendirir, diyenleri biliyor. Bu bilgi onda. Bilgi istemiyor şimdi. Duyumsama aşamasında kalsa iyi, bunu anlıyor ve bir kalkan arayışıyla etrafına bakınıyor. Bu büyük bir hata. An’a fazladan nesne sokmak, gereksiz ayrıntıları dâhil etmek olan bitene genişlemeye, genişleme de sözcük arayışına, sözcük arayışı da nihayetinde bulmaya, bulma da yordama çabasına neden olacak. Gözlerini kapat, diyor panikle. Derhal kapatıyor paniğine itaat ederek. Ses yükseliyor. Şaşırtıcı. Piyanoydu, keman nereden çıktı, diyor çiçeğe. Çiçekten cevap umacak değil, eli yanına düşüyor. Kulak kesiliyorlar. O ve çiçek. İçinden bir “ hııımmmm” nidası peyda oluyor. Hayretle karışık bir hazla yükseliyor nida. Çiçeğe kıyamadığından alt dudağını dişliyor.

Çiçeğin yanında uzaklaşmadan hemen önce, “ her sabah bunu dinleyelim “ diyor. Günü kabul etmeden hemen önce. Sen de dinle. Gözlerini uyanıkla zorladıktan hemen sonra. Sen de dinle. Sesi belleğine, an’ı cebine atıp uzaklaşırken çiçeğin kırmızı olduğunu görecek halde değil.

Melek Ekim Yıldız