10 Ocak 2014 Cuma

Varlığın Sırrı ve Acısı…

 “ bir varlığın sırrı ile umduğu acılar birbirini tutar. “  / Cioran


Bir sırra sahip olmanın en feci yanı ne biliyor musun Benedictus’cum, diye başladım söze. Dakikalardır kitaplığın üstünde asılı olan aynadan gözümü ayırmamıştım.
Benedictus, karşımdaki koltuktaydı. Aynaya mıhlanmış bakışlarımı kesiyordu yan yan.
Sırlar ağırlık yapar, dedi. Taşımayı bilmek gerek.
Başımı onaylamazca salladığımı görünce durdu.
Ne var, dedi sabırsızca. Güldüm tabii. O böyle çıkışınca saçma bir neşe çıka geliyordu. Bana.
Sırlar ağırlık yapmaz Benedictus’cum, dedim. Acı vaat ederler.
Kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı.
Dakikalardır onu mu arıyorsun aynada, diye sordu. Ağzının kenarında hafif bir tebessüm belirmiş, kahkahaya evrilmesin diye kendini zorluyordu.
Evet, diye itiraf ettim. Umduğum acı yalnız orada görünür oluyor., dedim peşinden. Aynada.
Şaşkınlık içinde kalmama neden olan şeyi o zaman yaptı işte. Elimden tutup kaldırdı beni, aynanın önüne gittik. Bir müddet beni seyrettik.
Görüyor musun, diye sordu.
Görüyordum. Beklediğim gibiydi acının bana yaptığı. Daldım gittim o görüntüye, arsız bir haz duyduğumu Benedictus anlamasın, diye dua ediyordum bir yandan da.
Güzel görünüyorsun, dedi bu sıra. Güldüm.
Biliyorum, dedim. İnsan bir sırrın acısından başka ne umabilirdi ki?..


Mey