12 Ekim 2013 Cumartesi

Bulunmuş Mektuplar / Agape…

Çöp bidonunun yanına bırakılmıştı. Açık ağzından görünen zarflar dikkatimi çekti. Elimi sokup birkaç tanesini çıkarınca gördüm hiç açılmamış olduklarını. Farklı isim ve adreslere gönderilmiş veya gönderilmemiş – hala emin değilim hangisi olduğundan –  onlarca mektup. Elime gelen ilk zarfı, hakkım olmadığını bilerek, açtığımda düzgün bir el yazısıyla özenle yazılmış birkaç satırın çantanın sahibini arama fikrini hiçlediğini itiraf ederim. Çantayı kaptığım gibi eve koştum. Kim vazgeçebilirdi ki o kime ve kimin tarafından yazıldığı belirsiz birkaç cümlenin verdiği büyülü hazzı…

Üç yıldır yazılıyor bu mektup. Sana. Ama en çok da kendime. Mektubun asıl sahibinin yazarının ta kendisi olduğunu kavrayabilmem için şu koca üç yılın geçmesi gerekti. Sana kuramadığım cümleleri yazarak sessiz kalmaya dayanabilmenin – dayanabilmek ne zavallı bir sözcük bende olanı düşününce – bir şans olduğunu düşündüm geçen aylar, yıllar boyunca. Aynı oranda bir olanak ve olanaksızlık olan varlığının hayatımı – bir biçimde – dolduruşunun tek izleyicisiyim. Ve işte bu benim katıksız yalnızlığım. Söyleyebilmenin ihtimal dahilindeliğinin süresiz kıldığı umut da işkencem oldu.
Sen orada, etrafa tebessümler saçarak gizlemeyi başardığın kederinle bir oluş’a boyun eğmiştin. Bense sana ait, sahici, ne varsa avuçlarımın içinde tutar gibiydim. Diğer yandan benden uzak dur istiyordum / istiyorum. Bana doğru atacağın her adımın karşısında geri çekilişim, yan yanalığın ikimizi de sürükleyeceği girdapta kaybolacağımızdan emin oluşumdandı. Seni hareketsiz kılacak cümleleri bulup çıkarmadaki başarım ömrümü eksilten bir hastalıktı esasında. Bedenimi buruluyordu her seferinde.
Buruldukça sarıldığım sözcükler, yanma hissini geçici olarak azaltan merhemden başka bir şey olmadı. Gücünden emin olmadığın bir sezgiyle bakıyordun sözcüklerime ve soru kendi yolunu açıp akamayan bir sıkıntıya dönüşüyordu zihninde. Elimden bir şey gelmiyordu. Elden ne gelir? Yazmak gelir sadece. Yazıyorum…”

Mektubu zarfına yavaşça yerleştirip, yumuşacık okşadım. Gece boyu…


Mey