21 Ocak 2016 Perşembe

Bensiz..

Seni hiç yazmasam,
yine de hikayem olur muydun?


Seçkin Aydın Kınacı




20 Ocak 2016 Çarşamba

Haşin Sızı...

Önce kokuydu. Belki de ses. Hangisi? Ne önemi var? Geliyordu. Henüz görünür değildi. Belki de ben göremiyorumdur, diye düşünüyordum. Doğrudur, görememişimdir. Fakat koku? Bir de ses?

Kimselere söylemedim. Ne sesi, ne kokuyu, ne de gelmekte olduğundan artık kuşku duymadığımı. Ayağımı sıkıca bastım yere. Sağlam dur, dedim kendime. Kokuya ve sese bakılırsa şiddetle geliyor. Hazırlandım, ne kadar olabilirse. İçim kıpır kıpır, dilim sakin, gardım çoktan alınmış. Zayıf yanlarımı biliyordum, dibe meylimi de. Kalbim sorunluydu, bununla kalsa iyiydi. Bildiğim en büyük oyunbozandı bir de. Oradan vurulacaktım elbette.

Ses ve koku enikonu yoğunlaşıp, kendisinin de görünür olmasının eli kulağındayken boş duramazdım. Var gücümle - bir bıçağı biler gibi, usulca ve sabırla - hazırladım kalbimi. Yengi ummuyordum, hayatta kalsam yeterdi. Tebessümü yitirmek en büyük kayıp olurdu benim için. Ondandır ki, gülünç hikayeler biriktirdim olası zor günler için merhem niyetine. Hazırsın, dedim kendime, kendim de inanmayarak bu dediğime. Başka çıkarımız olmadığından inanıverdik derhal. Üst dişlerimiz alt dudağımıza saplı, bekledik.

İlkin koku kesildi, ardından ses işitilmez oldu.
Geldi.
Vurdu. Haşin bir sızı hala kalbimin orta yerinde.
 Hayattayım. Tebessüm arka cebimde saklı...

Mey







15 Ocak 2016 Cuma

İlk Son Sesleniş...

hep iç'indendi.
çok iç'indeydi.
sonunda dış'a seslendi: ey ömrümün var'ı...


Mey




14 Ocak 2016 Perşembe

Bir Gömlek Olmamaklığa Dair Gereksiz Birkaç Söz...

İnsan bir gömleği bir daha giymemeye karar verebilir, dedi.
Seçim işte, diye atıldım.
Dikkatle süzdü.
Doğru, dedi. Ve bir daha giymemeye karar verdiğin gömleğe bu karardan bahsetmeye gerek yoktur.
Güldüm. Dolabın bir köşesine kaldırıverirsin olur biter, diye destekledim.
Meraklı gözleri üstümde bir süre konuşmadı. Sustum ben de tabii.
Susuyorsun, dedi. Aldırmadım. Daha sustum.
Konu kapanmadı ama, diye ısrar etti. Omuz silktim. Söyleyecek bir şeyim yoktu.
İnsan insandı, gömlek de gömlek. Konu kapanmıştı...


Mey



11 Ocak 2016 Pazartesi

Issız ve Düş...

Ben'den alındı,
" sen ".
Issız gerçek.
Sen'den gitti,
" ben ".
Hınca hınç düş.


Mey



6 Ocak 2016 Çarşamba

Kapı Ağzı…

Daha fazla erteleyemezdim. Sigarayı yaktım. Sırtımı kapının pervazına yaslayıp, ağzımdan savrulan dumanın yarattığı griliğin içinden baktım yüzüne. Yüzünde yabancı bir çizgi aramayı bırakalı epey olmuştu, yine de alışkanlıktan olsa gerek, zaman zaman dikkatle bakmayı ihmal etmiyordum. Onun sırtı, karşımdaki pervaza dayanmıştı, bakışıma bakan gözlerindeki kayıtsızlığın benimkinin bir örneği olduğunu düşünmek yanlış olmazdı. Kapı ağzında durmuştuk. Epeydir oradaydık. Aklı kekemeliğe mahkûmların utancının beslediği bir sessizlikle bakıyorduk zaman zaman birbirimize. Kapıdan rahatça geçip gidebileceğimizi düşündüğümüz, belli ki aymazlık içeren, ilk girişimimizin üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesaplamaktan kaçındığımızı, birbirimize söylemeden, sakınıyorduk. Seçme şansım olsaydı, kıstırıldığımız bu kapı ağzında yanımda durmasını isteyeceğim kişi olmadığını biliyordu. Benzer bir tercihe sahip olsaydı, karşısında beni istemeyeceği gün gibi ortadaydı. Seçme şansı yalnızca hayata aittir oysa bunu öğrenmiştik. Geri dönme ya da ileriye yönelme konusundaki seçeneksizliğimizde boğulup gideceğimizi düşünmeden edemediğimiz bir tuhaf bekleyişin içindeydik. Ne açık ne kapalı, ne dışlayan ne buyur eden, ne içerisi ne dışarısı; kendi başına bir mekân bile sayılamayacak bir kapı ağzının gönülsüz ve belki de hoş karşılanmamış konuklarıydık.

Söndür şu sigarayı artık, dedi birden. Hiç demezdi. Şaşırdım. Öyle şaşalamasam, sigarayı düşünmeden atıp ayağımla üzerine bastırıp söndürmezdim. Daha ayağımı izmaritin üzerinde hafifçe çevirirken, orada öyle duruşumuza renk katacak, küçük bir tartışma şansını yok ettiğimi fark etmiştim. O saatten sonra, niye söndürüyor muşum, diye sormanın anlamı kalmamıştı. Kızdım kendime. İçine hafif teması da alan bir kavga, azıcık itişip kakışma her ikimize de iyi gelebilirdi. Bana geleceği kesindi. Mıhlanmışlığımıza yeni bir soluk, sessizliğimizin aramıza gerdiği o ince tülde minik bir yırtık nefes almayı kolay kılabilirdi. Kaçırdığımız şansın farkında olup olmadığını anlamak için yüzüne baktığımda, bana yönelmiş –  kendime duyduğuma benzer nedenler içeren – küçük kızgınlık kıvılcımlarının rengine renk kattığını gördüm. İçin için sevinmese miydim buna?

Kendimden hiç beklemediğimi yapacağımı, daha yapmadan sezinlediğimden boğazımdan yükselen minik çığlığın yerini, sende benimle bu kapıdan geçebilecek dirayet olabileceğini nasıl oldu da düşünebildim, hiç bilmiyorum cümlesinin aldığını fark edince dilimi ısırıp kopartasım geldi. Benzer bir arzunun onda da peyda olduğunu görmek, dilimin bana lazım olduğunu hatırlamama neden olduysa da, yapacaksa hak etmişliğimden boyun eğebilirdim. Sen kendine bak, dedi. Saçma bir karşılıktı; olduğumuz yer ondan başka birine bakabilmemi olanaksız kılıyordu. Dediğinin saçmalığı onda da ayan durumda olduğundan bıyık altından güldüğünü görmek beni şaşırtmadı. Bir sigara versene, dedi neden sonra. Ben de yakarım ama, diye uyardım. Aldırmazlığını vurgulayan omuz silkişini sevebileceğimi düşündüğümü her ikimizden de gizleyerek sigarayı uzattım, bir başkasını da ağzıma yerleştirdim. Sigarayı burnuna götürüp koklayışına baktım. Ağzımdakini henüz yakmamıştım. Dudaklarının arasına yerleştirdiği sigarayı cebinden çıkardığı bir kibritle yakışını, benimkini yakmaya yeltenmeden yanan kibriti hafifçe üfleyerek söndürüşünü, çektiği ilk nefesin ciğerlerine doluşuyla belli belirsiz titreyişini izledim. Ben de ilk nefesi aldım açgözlülükle. Dumanım onunkine karıştı.

Geri dönemeyiz biliyorsun, dedim. Bunu derken gayri ihtiyari başımı çevirip geride kalana bakmıştım. İstersek geçeriz kapıdan, sen de bunu biliyorsun dedi. O kapıdan geçişimize dair kurduğum sayısız farklı düş’ün bir tanesinin bile gerçekleşme olasılığının düşüncesinin ben de yarattığı korkuyu sezdirmekten ürkerek güldüm.

Seçebilseydim seni seçmezdim, dedim aniden. Bu kez gülen oydu. Ben de, demesine gerek yoktu. Aynı anda kıpırdandık. Ama kapı ağzının bizi seçmiş olmasından şikâyetçi değilim, demek istedim. O, içine çektiği dumanı yüzüme boca etti. Demek istediklerimi kendinde boğup, işitilemez kılan kekemeliğimin aynını taşıdığını bilmez gibiydi. Yüzümü buruşturup, sigarayı attım. Bizi seçmiş kapının ağzında, gözüm üstünde, gözü üstümde öylece durmayı sürdürdük…



Mey





3 Ocak 2016 Pazar

Salınışı Öykü'nün...

Elbet uzayacaktı
öykü,
özlem'enin ardına kadar açılmış
gözlerinin önünde salınırken...


Mey