*
Bir kırık vardı, söylenmişti, yerkabuğunda, eskiçağdan kalma depremler doğuran tektonik bir deniz dibinde, tekneler batar kürekleri kalırdı. Duvarları delip geçebilen çocuk olmak gerekmezdi,ince çizgiler bilmek istemezdi, o yarıklar alıp yutardı beni, buz kırıklarından gövdemle bırakırdım kendimi.
*
Delip geçen, yuvalar açan, boşluklar kuran salınış. Sayrılık nöbetleri tutup savuşturur eteklerini uçlarının. Kendini bırakış, boşluğun uzvu, kendisi oluş: esrime. Çalıntı an. İç cepte sökün eden yırtık ve yuvarlanış. Sonra - ki an içinde sekme, tepeleme düzene başkaldıran - geometrisi bilinmeyen hacmiyle yanık kokusu, bulanık zaman. Kurtçukların uğramadığı, düpedüz ölümlü olduğu bilinen cesedin kımıltısız, kendisiyle kalakalışı. Niteliksiz duruş. Dip zaman.
*
Biteviye yaşadım bu karanlığı, aynılığından akan başkalıkla, yabancılaşmadan yabancısı kesilerek, içinde kaldım sonunda. Bekledim baltanın tok sesini gövdemde, köke uzak, kökten yukarda, toprağıma teğet, devrilmeye yakın - gelmedi. Direndim, bırakmadı kendini yaprağımın sözü nefesi, yükselen hışırtıları gövdemde ağrılandı.
*
İçerdeyim. Embiryo. Yaşama ayarlı, yaşamın mavi öfkesi özümde. Bilginin sıfırıncı derecesi, duyuların sonsuz açıklığıyla. Mağarayı vareden oyuk, onun maddesi kaya ve toprak, ölçüsüzlüğüyle savrulan dölüt, ve suda renksiz akıbet. Dünya, ona dair olan, içinde ve bütünleşik, içinde ve eğreti, son hız fırlatılmış sipsivri birer ok - savaşçıl eller, kurulmuş göz ve yay- değil artık aralanamaz hiç bir lir bu mora kesmiş, nasır tutmuş usta parmaklarla ki bekleyebilelim acemi mi, ince mi, majör ya da minör - bir ezgi...
Fahri Güllüoğlu
28 Mart 2015 Cumartesi
26 Mart 2015 Perşembe
Yorum ve Olgu...
Son sözü, üzülme ama, oldu.
Yok, dedim. Çok üzülmem.
Sustuk. O, karanlık; ben, karanlığa gözünü dikmiş düşünceydim öncesinde.
Yanılabilir herkes, demişti. Sen de yanıldın.
Öyle mi, diye sormuştum söylediğine şaşırdığımı sansın istediğimden.
Oysa biliyordu, bildiğimi tekrar ettiğini.
İşaretleri sevmiştim, demiştim.
Hatası yok kimsenin, diye karşılamıştı. Yanlış yorumladın.
" Olgular yoktur, yalnızca yorum vardır." diyen kimdi diye soruvermiştim.
Aydınlanır gibi olmuştu karanlığı.
Bırak şimdi bunu, demişti yumuşacık.
Bırakmıştım.
Üzülme ama, oldu son sözü.
Yok, dedim. Hiç üzülmem. Sustuk sonra.
Ben karanlık; o, karanlığı unutturmaya çalışan düşünceydi.
Gece'ydi çünkü...
Mey
Yok, dedim. Çok üzülmem.
Sustuk. O, karanlık; ben, karanlığa gözünü dikmiş düşünceydim öncesinde.
Yanılabilir herkes, demişti. Sen de yanıldın.
Öyle mi, diye sormuştum söylediğine şaşırdığımı sansın istediğimden.
Oysa biliyordu, bildiğimi tekrar ettiğini.
İşaretleri sevmiştim, demiştim.
Hatası yok kimsenin, diye karşılamıştı. Yanlış yorumladın.
" Olgular yoktur, yalnızca yorum vardır." diyen kimdi diye soruvermiştim.
Aydınlanır gibi olmuştu karanlığı.
Bırak şimdi bunu, demişti yumuşacık.
Bırakmıştım.
Üzülme ama, oldu son sözü.
Yok, dedim. Hiç üzülmem. Sustuk sonra.
Ben karanlık; o, karanlığı unutturmaya çalışan düşünceydi.
Gece'ydi çünkü...
Mey
25 Mart 2015 Çarşamba
Bildirim...
Sessiz sedasız büyütüyor
içinde,
kalbinden utanmışlığın yarasını taşıyan o kadını
avutan, yaramazını.
Gelip seni de öpecekmiş;
kadim bir dilin büyüsünü bulaştırıcı ağzıyla.
Düş'ünü hazırla...
Mey
içinde,
kalbinden utanmışlığın yarasını taşıyan o kadını
avutan, yaramazını.
Gelip seni de öpecekmiş;
kadim bir dilin büyüsünü bulaştırıcı ağzıyla.
Düş'ünü hazırla...
Mey
23 Mart 2015 Pazartesi
D'uyumsuz...
Bıçak açmıyor ağzımızı. Dikkat kesildik,
dinliyoruz:
Uğultu.
Anlamıyorsun, bakışı sende
dinlemiyorsun ki, inancı bende.
Uğultu büyüyor.
Yanma hissi kulaklarımızda mı, yoksa kalbimizde mi, bilmiyoruz.
Sessizlik sessizlikle konuşuyor çünkü...
Mey
dinliyoruz:
Uğultu.
Anlamıyorsun, bakışı sende
dinlemiyorsun ki, inancı bende.
Uğultu büyüyor.
Yanma hissi kulaklarımızda mı, yoksa kalbimizde mi, bilmiyoruz.
Sessizlik sessizlikle konuşuyor çünkü...
Mey
21 Mart 2015 Cumartesi
Gece ve Soru...
Rüya yok,
ses yok,
neden hiç yok. Yine de uyandı.
Susamamıştı. Su içti.
Bir şey / birisi çağırıyor duygusu ısrarcı.
Kovmak için öznesi olmayan ısrarı, bakmayacağı yere baktı.
Orada. Yüreği sıkıştı.
Sormazdı ya, kendinden önce davrandı sesi: Sen misin?
Korktu sorudan sonra. Geri aldı. İkisine de hayıflandı.
Gözlerini yumdu pişmanlığı yok saymak için. Uyumadı...
Mey
ses yok,
neden hiç yok. Yine de uyandı.
Susamamıştı. Su içti.
Bir şey / birisi çağırıyor duygusu ısrarcı.
Kovmak için öznesi olmayan ısrarı, bakmayacağı yere baktı.
Orada. Yüreği sıkıştı.
Sormazdı ya, kendinden önce davrandı sesi: Sen misin?
Korktu sorudan sonra. Geri aldı. İkisine de hayıflandı.
Gözlerini yumdu pişmanlığı yok saymak için. Uyumadı...
Mey
19 Mart 2015 Perşembe
Özlemeye Acemi...
Bilmiyorsun, dedi. Durdu. Bakışları sakin kalmamı salık verir gibiydi.
Neyi, diye sordum bilmediğim çokça şey olduğunu bildiğimden. Bu noktada gözlerini yüzüme dikecek, beni hazırlamaya çalışacaktı. Hazırdım oysa.
Tekrar sordum: Neyi bilmiyorum?
Ne olacaksa olsun, bakışlarını tanıdım ve sıkı durdum.
Özlemeyi, dedi.
Yeterince sıkı durmayı da bilmiyorum galiba, diye geçirdim içimden.
Özlemeyi? Yineledim onu ama soruydu aslında.
Bir şey demeyecekti artık. Yapacağını yapmıştı. Susacaktık.
Sessizlik düşünceye davettir. Düşünecektim elbette.
Adının aklımdan geçmediği bir gün olup olmadığını örneğin. Doğadaki her değişmenin bana ettiklerinin sesinle bir ilgisi olduğundan şüphelenişimi sonra. Rüyanın yinelendiği uykulardan öfkeyle uyandığım sabahları; tüm çabama karşın, öykülerime bir noktadan girişini ve sana söyleyemediğim için kendimden de gizlediğim o delilikleri...
Haklı olabilirsin, diye seslendim sonunda. Dışarıyı izlemeyi bırakıp benden yana döndü. anlayışlı bir gülümseyiş titriyordu vicdanında.
Belki de bilmiyorumdur, dedim. Özlemeyi. Sesimde gıdım öfke yoktu...
Mey
Neyi, diye sordum bilmediğim çokça şey olduğunu bildiğimden. Bu noktada gözlerini yüzüme dikecek, beni hazırlamaya çalışacaktı. Hazırdım oysa.
Tekrar sordum: Neyi bilmiyorum?
Ne olacaksa olsun, bakışlarını tanıdım ve sıkı durdum.
Özlemeyi, dedi.
Yeterince sıkı durmayı da bilmiyorum galiba, diye geçirdim içimden.
Özlemeyi? Yineledim onu ama soruydu aslında.
Bir şey demeyecekti artık. Yapacağını yapmıştı. Susacaktık.
Sessizlik düşünceye davettir. Düşünecektim elbette.
Adının aklımdan geçmediği bir gün olup olmadığını örneğin. Doğadaki her değişmenin bana ettiklerinin sesinle bir ilgisi olduğundan şüphelenişimi sonra. Rüyanın yinelendiği uykulardan öfkeyle uyandığım sabahları; tüm çabama karşın, öykülerime bir noktadan girişini ve sana söyleyemediğim için kendimden de gizlediğim o delilikleri...
Haklı olabilirsin, diye seslendim sonunda. Dışarıyı izlemeyi bırakıp benden yana döndü. anlayışlı bir gülümseyiş titriyordu vicdanında.
Belki de bilmiyorumdur, dedim. Özlemeyi. Sesimde gıdım öfke yoktu...
Mey
Değiş Tokuşlar...
Sabanı tarlada bıraktılar;
tarlayı eve getirdiler, -
sonsuz değiş tokuşlar biçimlendiriyordu
önemini nesnelerin.
Yerini kırlangıçla değiştirdi kadın
çatıdaki yuvaya oturdu ve cıvıldadı.
Yıldızlar, kuşlar, balıklar, çiçekler, yelkenliler
dokudu onun dokuma tezgahına geçip kırlangıç.
Ağzının nice güzel olduğunu bilseydin eğer
gözlerimden öperdin seni görmeyeyim diye...
Yannis Ritsos
tarlayı eve getirdiler, -
sonsuz değiş tokuşlar biçimlendiriyordu
önemini nesnelerin.
Yerini kırlangıçla değiştirdi kadın
çatıdaki yuvaya oturdu ve cıvıldadı.
Yıldızlar, kuşlar, balıklar, çiçekler, yelkenliler
dokudu onun dokuma tezgahına geçip kırlangıç.
Ağzının nice güzel olduğunu bilseydin eğer
gözlerimden öperdin seni görmeyeyim diye...
Yannis Ritsos
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






