14 Mart 2015 Cumartesi

Olacağı Varmış'a Dair...

Şarkının karanlığıyla kaplamıştım üstünü;
derken az yağmur, biraz güneş. Çiçeklendi.
Sana
ve
bana rağmen...


Mey







11 Mart 2015 Çarşamba

Bölünmüş Arzu...

" Yok " kılmakla,
" çok " yapabilmenin imkanının gel - git'ini
sürüyen kalbi büyütüyor zaman.
Şaşkınlıkla bakıyorum onca kocamanlaşmaya.
Hala yumruğum kadar oysa...


Mey




10 Mart 2015 Salı

Keşkeler Listesi...

Ardına dek
açınca
o
şehvetli ağzını,
bizi yutar sandık, aşk.
seni koca bir korku aldı oysa,
beni arsız söz zaptetti.
Ağız, açık kaldı...


 Mey



8 Mart 2015 Pazar

Biri / “ Kendi Istırabından Uzakta “

‘ Neyim ‘ sorusunun cevabını bulduğu günün ertesi pazardı. Pazar olmalı diye düşündü Biri. Kadın, çocuk ve kediye ait alandan gelmeye başlayan sesler, çoktan ıssızlaşması gereken evin bir Pazar sabahına uyanmış olduğunu gösteriyordu. Biri’nin içerisini, yine onun dışarısından ayıran kapıya yaklaşarak, dışarıda neler olup bittiğine ilişkin merakıyla dikkat kesilmeyeli saatler olmuştu. İçerisinin en karanlık köşesine sığınmış, saatler boyunca öylece kalmıştı. Bir ara aklından, ne olduğum belli de, kime ait olduğum yeni sorun diye geçirmişti. Kendine dair edindiği bilgi ya da farkındalık onu rahatlatmak yerine, dondurmuştu. Anlamanın peşinden gelen, er – geç, kabullenmekti ama Biri, kabullenmekle ilgili bir şey bildiğini sanmıyordu. Donduğunu, donup kaldığını biliyordu yalnızca. Kedinin arada bir gelip kapısını yokladığını belli belirsiz fark etmiş ama aldırmamıştı. Ona ne söyleyebilirdi ki? Bir zamanlar, kim olduğuna dair hiçbir fikri olmadığı bir varlığa ait olduğu; onun bir – Biri’ne sorsanız önemlice bir parçası – parçasıyken bilinmeyen bir nedenle ait olduğu bütünlükten koparılıp buraya atıldığını söylese, kedi anlar mıydı? Ben bile henüz kavrayamamışken, diye düşündü.

‘ Neyim’ sorusu yerini, ‘ kimindim ‘e bırakırken, henüz bunu soracak gücü olmadığını biliyor. Eksik olduğunu, doğrusu, eksik bırakıldığını bildiği gibi. Keskin, soğuk ve onulmaz gibi gelen bir acı peyda oluyor hissedebilişinde. Bir bedeni olsaydı, bu acının onu orta yerinden bükeceğini düşünüyor. Bununla avun bakalım, diye eğleniyor kendisiyle.

Kadının eve gelen konuklardan birinin, Biri’nin bulunduğu yere ilişkin sorusuna, evde daha önce oturanların attıkları ıvır zıvırın bulunduğu bir yer olduğu cevabını hatırlıyor bir anda. Bu evde yaşamış başka bir varlığın – insan? Mümkün elbette – kendinden koparıp attığı bir parça olması aklına yatar gibi oluyor. Derken, kadının bunu nasıl bilebileceği sorusuyla bir parça kurtuluyor donmuşluğundan. Kadının olmalıyım, diye düşünüyor. Akla en yakın cevap bu. Aksi halde, okuduğu yazıda kendisini tarif etmiş olamazdı. Acele karar verme, diye uyarıyor onu içindeki temkinlice bir şey. Belki de onun da geldiği yerde bıraktığı benim gibi bir Biri vardır ve okuduğum metinde bahsettiği bu Biri değil, o Biri’dir. Kafasındaki karmaşanın ağırlığı, az önceki donmuş halini aramasına neden oluyor. Ellerim olsaydı, diye düşünüyor. Onlarla başımı sıkıca çevreler, hafifçe bastırır ve düşüncenin sarsıntısını bir parça durdurabilirdim.  Düşünmeye kalmadan müzik yükseliyor Biri’nin dışarısından ve içerisine doluyor.

Dikkat kesilmişliğinin müziğin tanıdık oluşuyla bir ilgisi yok. Sesin mucizevi uyumunun, hissettiği acı üzerinde yarattığı etkiyle bir ilgisi olabilir ama. “Müzik bizim en içsel özümüzün tüm kımıldanışlarını yeniden verir, ama hiçbir gerçeklik olmaksızın ve kendi ıstırabından uzakta." * cümlesiyle kesinlikle ilgili. Bu cümleyi nereden bildiğini düşünecek hali yok. Düşünmeyi ve kendini bırakıyor. Kendi ıstırabından uzağa gitmenin mümkün olduğu bir evrenin oluşuna duyduğu minnetle gevşiyor. Bedeni olmayanın dansının imkânını öğrenirken gülümsüyor. ‘ Kimindim peki ‘ diye düşünüp durmak, şimdilik, şurada dursun. Biri gülümseyişi ve dansı hissediyor. Müziğin sesi az daha yükselirken; kedinin olacak halim yok ya, diye geçiriyor ritme kendini kaptırmış zihninden…

Mey

*Schopenhauer





6 Mart 2015 Cuma

Ay'da.../ Haiku

Parıltısını,
şu bulutun arkasına gizlemiş
ay'ın
ardına gizledim.
Hiç göremezsin!


Mey



                                                        Iwan Puken

3 Mart 2015 Salı

Rüyanın Devamı...

Kelebekler gitmiş, orada öylece, yüzüm boynunda kalakalmıştık. Bir şey – ama ne? – durmuş gibi. Zaman olabilir, diye düşünen hangimiziz, o belirsiz. Bellek durmuştur belki, düşüncesi şöyle bir geçip gidiyor zihnimden, o aklımda kalmış. Ömrümüz boyunca anımsayacağımız tek bir an kalmıştır belki. Yanılıyorum elbette!
Aşağıyı, az önce bizi nasıl da büyülediklerini umursamadan çekip gitmiş kelebeklerin su içtiği göletin yanını işaret eden parmağını da anımsıyorum. Az kemikli, incemsi ve uzun. Oraya gidelim, diyorsun sesinde rüyanın sona erebileceğine ilişkin hafif bir endişe tınısı var. Elin elimde, ayaklarımı kaymamak için hafif yan basarak peşin sıra aşağı iniyordum. Düşmekten korkmadığımı biliyorsun ya, yine de avuçların elimi hapsetmiş sıkıyorsun.
Kıyıdaki geniş gövdeli ağacın yanında duruyoruz. Aydınlanmaya yüz tutmuş havanın da acelesi yok gibi, rüyanın da. Ağacın türü ikimize de yabancı, varlık nedeni ise değil. Olmaya ramak kalmış sabahın serini de başka bir neden.  Sanki.
Serin, diyorum. Başını sallıyorsun. Bir bildiği olan yalnızca kelebekler olamaz.
Battaniye. Soluk kahverengi, yumuşak ve sıcak.
Sırtına geçirip, iki ucunu tutarak ağacın dibine, bacaklarını iki yana açarak oturuyorsun. Sırtın ağacın gövdesine yaslı. Kanatlarını sonuna dek açmış bir kuş gibi açılarak yer gösteriyorsun. Oturuyorum. Senin başın ağacın gövdesine, benim sırtım senin göğsüne yaslı. Açtığın kolları kapatıyorsun bu sıra. Battaniyenin sıcağı, sıcağımıza karışıyor.
Sabaha az kaldı, diyorum sırf sesin var mı, merakımdan.
Rüya bitecek, diyorsun.
İyice yaslanıyorum sana. Saçımda küçük bir öpücük.
Yanılıyorsun elbette!
Rüya sürüyor…


Mey













2 Mart 2015 Pazartesi

Engellenmiş Tutku...

Baktı.
Baktım.
Bir şey anlamadığı belliydi. Eğlenceli bir yanı vardı anlamazlığının.
Gülmedim ama.
Ne bu, dedi. sorudan çok kızgınlığının ilanıydı fısıldayışı.
Anlayamamanın verdiği kızgınlığı bilirdim. Anlayışlı olacaktım.
" Tutkunun engellemelerinden çıkan tutku.." dedim.
Delirdiğimi düşündü. Söylemedi ama düşündü.
Düşünmesi yeterdi. Bu kez de gülümsemedim.
Umarsızsın, dedi. Kızgınlığı sürüyordu.
Hayır, diye itiraz ettim. Umarsız değilim.
Nesin peki, diye sordu. İlk kez gülümsüyordu. Biraz alaylıydı gülümseyişi. Dur bakayım, belki de birazdan çok.
Ben daha çok gülümsedim.
Aldırışsızım, dedim sakince.
Gülüşü büyüdü.
Öyle mi, dedi. Neye?
Kimse bir gülümseyişte beni geçemezdi: Engellemelerine, diye yapıştırdım!
Üsteledi: Aldırışısız!
Kalınca altını çizdim: Aldırışsız!
Bakmadı bu kez. Al sana bir engel daha, der gibiydi.
Aldırmadım...


Mey